Logo

Yasal geçerliliği ve sonucu hep tartışmalı kalacak olan 16 Nisan referandumu, AKP-Tayyip Erdoğan iktidarı için tartışmasız bir siyasal ve moral yenilgi olmuştur. Anayasa değişikliği adımı dinci iktidar için büyük ve çok iddialı bir siyasal hamleydi. Amaç bugüne kadarki tüm siyasal kazanımlarına hukuksal bir meşruiyet kazandırmak ve bunu da kendi dinci-faşist rejimini kalıcı biçimde oturtmaya yönelik yeni siyasal adımlara bir dayanak haline getirmekti.

Burjuvazi egemen bir sınıf düzeyine yükseldiğinden beri dini ve dinsel gericiliği kendi amaçları için kullanagelmiştir. Din, tam da emekçi kitleleri denetim altında tutmak ve kolayca yönetmek amacı çerçevesinde, burjuvazinin elinde her zaman etkili bir silah olmuştur. Burjuvazinin elbette dine karşı radikal tavırlar alabildiği tarihi dönemler de var. Ama kural olarak bu, onun henüz egemen sınıf düzeyine yükselmediği dönemlere özgüdür ve onun feodal sınıf...

Ancak, köleliğinin bilincine varmış ve kurtuluşu için mücadeleye kalkmış köle, artık yan yarıya köle olmaktan çıkmıştır. Büyük sanayinin eğittiği, kent yaşamının aydınlattığı sınıf bilinçli modern işçi, dini önyargıları elinin tersiyle silkip atar, cenneti papazlara ve burjuva yobazlara bırakıp, burada yeryüzünde kendisine iyi bir yaşam...

Topluma dayatılan boğucu-gerici atmosferin ortaya çıkarttığı çok yönlü sonuçlar karşısında sınıf merkezli bir çıkış yaratabilme ve sınıf hareketini devrimci bir temelde kucaklayabilme ihtiyacı, öznel müdahalelere kritik bir mahiyet kazandırmış durumda. Geçtiğimiz aylarda gerçekleşen sınıf eylemleri yüklenilmesi gereken..

Sınıf cephesinde mevcut sendikal düzene yönelen kimi eylemli tepkiler, gerek işbirlikçi-ihanetçi sendikal çeteler, gerek icazetçi bürokrat sendikacılar, gerekse sermaye sınıfı ve devletinin çeşitli yol ve yöntemleriyle denetim altına alarak etkisizleştirmektedir. Bunun son örneklerine Metal Fırtına dönemi ve sonrasında yaşanan gelişmelerle...

Egemen güçler arası iktidar çatışmaları doğaları gereği düzen sınırları dahilinde cereyan eder. Ancak artı-değer yağmasından aldıkları payı büyütmek büyük bir önem taşır. Sınıfsal çıkarlar zemininde boy veren iktidar çatışmaları, toplumun şu veya bu kesiminin desteğini alabilmek için, ideolojik bir kabuğa ihtiyaç duyarlar...

Burjuvazinin sınıf egemenliğini sonlandırmak için işçi ve emekçileri kendi sınıf kimlikleri üzerinden eğitmek ve mücadeleye sevk etmek yeterli değildir. Çünkü burjuvazi egemenliğini teminat altında tutmak için elinde gelişkin zor araçları bulundurur. İşçi sınıfının bunlara karşı koyabilecek imkanlara sahip olmasının önemi açıktır. Burjuvaziye...

“Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” demek, bir durum tespitidir. Bu tespiti takip eden soru ise, “bundan sonrası nasıl olacak?” Elbette bu sorunun yanıtı salt bizim devrimci siyasal sınıf çalışmamızın düzeyine/başarısına bağlı değil. Sınıf hareketinin kendiliğinden gelişimi, mücadelenin kitlesel militan bir düzeye sıçraması vb. etkenlerin bunda özel bir rolü olacak.

Rayından çıkmış bir rejim gerçeği var ve yeni dengesini de ancak güç ilişkileri içinde, dolayısıyla ancak siyaseten bulabilecektir. Bu da sorunun artık hukuksal değil ama tümüyle siyasal olduğunu gösterir. Bu özellikle göz önünde bulundurulması gereken kritik önemde bir nokta. AKP’nin 2010 referandumundan bu yana artık yasa ya da hukuk diye bir sorunu yok. Hukuk ya da yasa işine geliyorsa, elbette onu sonuna kadar uyguluyor. Engel olarak çıktığında ise fiilen çiğniyor...

1 Ocak 1959, Küba Devrimi’nin zafere ulaştığı gün kabul edilir. Ama o gün için bunu söylemek için henüz erkendi. Devrimin kaderi için denebilir ki bu en kritik bir andı. Zira Batista’yı zaten çoktan gözden çıkarmış olan ABD, bir askeri darbe ile ordunun tümden dağılmasını engellemek, böylece olayların gidişini kontrol altına almak...

Sonuçta sorulması gereken soruyu baştan soralım: Ekim Devrimi’nin dünya çapında yarattığı tarihsel etki ve bu devrime yol gösteren muazzam öğreti olmasaydı, bugün genel anlamda “sol hareket” kendisini nasıl tanımlayacaktı? İşçi hareketinin bugünkü “referansı” ne olacaktı? Devrimler geniş anlamıyla bir çağın tüm toplumsal dinamiklerini harekete geçirir. Bu, unutulmaması gereken temel önemde bir noktadır.

MK, V. Parti Kongresi’nde ortaya konulan eğilime de uygun olarak, Büyük Sosyalist Ekim Devrimi’nin 100. yıldönümünü çok yönlü amaçlara dayalı bir kampanya olarak ele almaya karar vermiştir. 2017 yılı başında ilan edilecek bu kampanyanın şu an için genel amaçlarını belirlemiş durumdayız. Kampanyanın somut içeriği...

Başta devrimci ve ilerici güçler olmak üzere toplumsal muhalefetin direnme iradesini kırmak ve teslim almak için sistematik bir faşist saldırı dalgası sürüyor. Başta devrimciler olmak üzere mücadele içindeki tüm güçlerin bu saldırganlığa karşı ortaya koyacağı direngen ve militan tutum kritik bir önem taşıyor. Zira bu tutum milyonlarca...

Sermayenin diktatörüne de, diktatörlüğüne de HAYIR!

Karşı karşıya bulunduğumuz, basitçe bir kısmi anayasa değişikliği, bu çerçevede bir hukuksal düzenleme sorunu değildir. Karşı karşıya bulunduğumuz, AKP’nin dinci faşist bir tek adam diktatörlüğü kurmak doğrultusundaki yöneliminde temel önemde yeni bir halka ve dolayısıyla tümüyle siyasal bir sorundur. Bu, sonuçları işçi sınıfı...

Parti Programı / Tüzügü

TKİP V. Kongresi

TKİP IV. Kongresi

TKİP III. Kongresi

TKİP Kuruluş Kongresi Belgeleri...

Partimizin tüzüğü üzerine

Milli Güvenlik Siyaset Belgesi üzerine...