Logo
< Ajitatör ve propagandistin özelliklerine dair

Devrimci bir sınıf hareketi için!


Sermaye kendi rolünü oynuyor!

Geçtiğimiz yıl metal işçisinin Bursa’da başlayan ve yaygınlaşan eylemleri Türk Metal çetesinden kurtulmaya evrilmişti. O günden bugüne metal işçisinin yaşamında neler değişti? Başta metal olmak üzere bütün sektörlerde yüzlerce işçi sudan gerekçelerle işten atılırken, öte yandan üretim hızlandırıldı, zorunlu mesailer dayatıldı, baskılar artırıldı, vb...

Metal Fırtınası’nda sermaye, ihanetçi sendikal çeteler ve devletin kolluk güçleri rollerini çok iyi oynadılar. Çünkü yaşanan süreçten gerekli sonuçları çıkardılar. Bunu sadece metal patronları değil diğer sektörlerdeki sermaye adına da söyleyebiliriz.

Peki metal işçisi bu süreçte oynaması gereken rolü oynadı mı?

En son 6 Mart eylemi tabloyu daha açık ortaya koydu. Metal işçisinin en ileri bölüğü Reno işçisi, önce işten atılmalara karşı sonra da ek zam talebiyle fabrika içinde çeşitli eylemler gerçekleştirdi.

Metal Fırtınası’ndan ders çıkaran sermaye öncü işçileri işten atmayı sürdürürken, Reno’da bu saldırıya karşı iş durdurmaya çalışıldı fakat yönetim işçi getirip çalıştırdı. İşçiler eylem yapsalar da, gözaltı, mahkeme kapısı derken bir-iki hafta içinde ortalık süt liman oldu.

İşçilerin her ayağa kalkışında sermaye ve yandaşları daha deneyimli, daha örgütlü ve daha pervasız bir şekilde işçilerin karşısına çıkıyorlar.

Mücadele süreçleri iki sınıfın karşı karşıya geldiği, çıkarları için savaştığı süreçlerdir. Bu bir sınıf savaşıdır, herkes kendi çıkarları için savaşır. Gücünü ve birliğini sağlamlaştırmayan kaybeder. Sermaye kendi çıkarları doğrultusunda kararlılıkla savaşırken, işçi sınıfı için bunu söylememiz mümkün değil henüz. Siyasallaşmış ve sınıfsal temelde bakabilen öncü işçilerden ve taban örgütlülüklerinden yoksun bir işçi sınıfı sermayeye karşı dişe diş bir mücadele yürütme başarısını gösterememektedir.

İşçiler sermayenin saldırıları karşısına mücadele kararlılığıyla çıktıkları halde sonuç yenilgi olabilir. Sermaye ve onun hükümeti daha pervasız saldırabilir ve bastırabilir. Fakat durum böyle değil. İşçi sınıfımız hala kaçak dövüşüyor ne yazık ki. Bunun işçilere bir şey kazandıramayacağını, bu şekilde varolan kazanımlarımızı da kaybedeceğimizi ısrarla anlatabilmek durumundayız.

 

Neden “Eşit işe eşit ücret”?

Kapitalistler daha fazla kar etmek için her zaman her yol ve yöntemi kullanarak sömürüyü artırmaya çalışırlar. Bunu ulusal/etnik kimlikler üzerinden de gerçekleştirirler. Bugün Amerika sermayesi Hispanik kökenli, Fransız sermayesi Afrika kökenli işçileri daha düşük ücretlerle ve kötü koşullarda çalıştırıyor. Türkiye’de ise dün Bulgaristan ve Azerbaycan’dan, bugün Suriye’den gelenler çok düşük ücretlerle ve son derece kötü koşullarda çalıştırılıyorlar. “Eşit işe eşit ücret” sadece emekçi kadının sorunu değil, iki karşıt sınıf arasındaki sorundur.

Sermayenin diğer bir oyunu da “ücret makası”dır. Düne kadar farklı ücret politikasına işçileri bölmek ve ücretleri aşağı çekmek için başvurmaktaydı. Böylece işçiler arasındaki birliğin önünü geçmeyi hedeflemekteydi. “Eşit işe eşit ücret” talebimiz ile eski ve yeni işçi arasındaki ücret makasının kapatılması, ortak bir sınıf tavrı olmak durumundadır. Bu talepler sermayenin sömürü koşullarına sınırlama getirir. İşçileri sermaye karşısında güçlendiren, birliğini pekiştiren, ücretlerin düşmesini engelleyen bir rol oynar.

Nitekim öncü metal işçilerinin devrimci mücadele programında bu sorunlara dair çözüm üç talep üzerinden formüle edilmiştir:

* İnsanca yaşamaya yeterli asgari ücret!

* Eski ve yeni işçi arasındaki ücret makası kapatılsın!

* Eşit işe eşit ücret!”

 

Sermaye neden ücret makasını kapatıyor?

Sermaye farklı araç ve yöntemlerle biz işçileri zapturapt altına almaya çalışıyor. Dün ücret makasıyla işçileri birbirine düşürürken, şimdi de bu makası kapatarak yine birbirine düşürüyor. Örneğin kendi fabrikamda yeni işçi olduğum için, aynı ücreti almam eski işçileri oldukça rahatsız etti. Birçoğundan çok daha da zor bir makinada çalışıyor olmam bir anlam taşımıyor onların gözünde. Aynı ücreti almam sırf yeni olduğum için birçoğunda huzursuzluk yaratabiliyor. Fakat yıllardır çalışan bir işçi, iş güvencesi olmadığı için işten atılıp başka bir fabrikada çalışmaya başladığında, aynı sorunu orada yaşayabileceğini hesap etmiyor. O sadece daha kıdemli olduğunu, bundan ötürü hak ettiğini düşünüyor. Sermaye işçileri atomize ederek rahat bir şekilde sömürmenin peşindeyken, işçi kardeşlerimiz bundan bihaber kendi arasında rekabet halinde!

En ilerisi diyebileceğimiz Reno işçisi, ücret makasının kapatılmasına karşı, ücret adaletsizliği adı altında “ek zam” talebiyle mücadeleye yöneldi. İşten atılan arkadaşları için bu kadar ısrar göstermezken, “Ver kurtul!” şiarıyla sürdürdü mücadelesini. Bu geri talebe karşı programımız çerçevesinde “insanca yaşanabilir ücret ve çalışma koşulları” ve “eşit işe eşit ücret” taleplerini öne çıkarmamız ve işçilere bunu tartıştırmamız gerekiyor.

 

Kim kimden kurtuluyor?

Kapitalist üretim ilişkileri içinde iki sınıfın çıkarları taban tabana zıttır. Metal işçisinin en ileri bölüğü Reno işçisi sermayeye kendisinden kurtulmasının yolunu gösteriyor: “Ver kurtul!” O kadar ücrete kilitlenmiş ki; sen tezgah başında anamı ağlat, cumartesi-pazar deme çalıştır, mesaimi verme, bir makinaya bakarken dört makineden sorumlu tut, bantın hızını üç katına çıkar, istediğin zaman işten at, elde savunma kağıtları dolan, hakaret yağdır, mobing uygula, iş cinayeti yaşat, önemli değil diyor! Sen yeter ki “Ver kurtul!”

İşçiler elbette bugün asıl biz işçilerin onlardan kurtulması gerektiğini düşünemiyor. Binlercemiz küçük bir azınlığın sefahatı için çalışıyor. Fabrikalarda gün yüzü görmezken, yalnızca üretim araçlarına sahip oldukları için bizi azgınca sömürenlerden kurtulmamız gerekmiyor mu? Her koşulda bunu anlatmamız, işçilerin hiç değilse öncülerinin bilincine kazımamız gerekiyor. Bütün bir propagandamızın buna hizmet etmesi gerekiyor. Tüm sorun bunun sade ve etkili bir biçimde ortaya konulabilmesi.

Sınıfın geri bilincinin üzerine gereğince gitmeyen her müdahale çabası sonuçsuz kalacaktır. Eksiklikleri, zayıf ve zaaflı yanları ortaya koymalı, işçilerin yaşananlardan dersler çıkarmasını sağlayabilmeliyiz.

 

İktidar bilincini geliştirmek için!

Komünistler mücadele taleplerini yıllar öncesinde “Metal işçilerinin devrimci mücadele programı”nda net bir şekilde ortaya koymuşlardır. Bu net duruşu sınıf kitleleri içerisinde canlı bir şekilde propaganda etmek gerekmektedir. İşçilerin geri bilinçlerinin basıncıyla bundan geri durmak gibi birzayıflığa düşmemeliyiz. Bu, sarı sendikaların ve reformistlerin işidir. Onlar bu düzende kırıntılar için çırpınıyor ve sınıfın bilincini bulandırıyorlar. Reformizmin misyonu budur ve her zaman bunun gereklerini yerine getirecektir.

Elbette ekonomik mücadele işçi sınıfının temel mücadele biçimlerinden biridir. Burada tüm sorun, bu mücadelenin devrimci bir sınıf hareketi yaratma hedefine nasıl bağlanacağı, ekonomik mücadele ile politik mücadele arasındaki ilişkinin nasıl ele alınacağıdır. Kırıntı haklar ve ücretler elde etmeyi amaçlaştıran bir mücadele çizgisiyle devrimci bir sınıf hareketi geliştirilemez.

Devrimci mücadele iktidar mücadelesidir, işçi sınıfının sermayeden kurtulması mücadelesidir. Bu mücadelenin motor gücü işçi sınıfıdır. Sınıfı devrimcileştirmeden, onu “sınıfa karşı sınıf” temelinde mücadele sahnesine çıkarmadan, dolayısıyla iktidar bilincini geliştirmeden, devrim ve sosyalizm mücadelesinde mesafe alınamaz.

Komünist metal işçisi