Logo

Sınıf çalışmasında mesafe almak sorunları aşmanın yoludur


 

Sınıf çalışmasında mesafe almak
sorunları aşmanın yoludur

E. Dağlı

Partili aşama, sorun ve sorumluluklarımızın daha da arttığı bir dönemi işaret ediyor. Zira artık önümüzdeki görev, sınıfı partiye kazanmak ve sınıfla devrime doğru ilerlemektir. Bunlar elbette büyük hedeflerdir. Ama aynı zamanda sınıf devrimcilerinin varoluş nedenleridir. Bu konuda açık ve tok bir iddiaya sahip olmadan, bu iddiayı hayata geçirmek için ciddiyetle mücadele etmeden sınıf devrimcisi olmak zaten mümkün değildir. Komünistlerin teorik, ideolojik, politik ve örgütsel alandaki iddia ve durumları ortada. Ancak, bu birikimi, işçi sınıfı ve emekçi kitlelerle buluşturma, yani politikaları yerelleştirilip hayata geçirme noktasında katetmemiz gereken önemli bir mesaf olduğu da bir gerçektir.

Sınıf çalışması alanında, taktik politikaların pratiğe geçirilmesinde yaşanan zorlanmalara rağmen (öznel etkenlerin yanısıra nesnel koşulların da bunda etkisi vardır), azımsanmayacak deneyimlere sahibiz. Partinin temel değerlendirmelerini ve sınıf çalışmasında elde edilen birikimleri yeniden incelemek, bu alanda karşımıza çıkan sorunları aşma noktasında bize avantajlar sağlayacaktır.

Sınıfın verili durumu

Sınıf hareketinin durgunluğu sınıf çelişkilerinin yeterince keskinleşmediği anlamına gelmiyor. Özellikle son yıllarda sınıflar arasındaki uçurum doruk noktasına ulaşmıştır. Öyle ki, sermaye sınıfı ve bu sınıf adına ülkeyi yönetenleri kaygılandıracak boyutlardadır.

Bu asalakların kaygıları elbette işçi sınıfı ve emekçilerin yaşam düzeyini yükseltmek değildir. Tam tersine, bu vahşi sömürüye karşı olası bir başkaldırıyı ezmek için devletin zor aygıtlarını yeniden tahkim etmektir. Ve bu aynı zamanda, sınıfsal çelişkilerin nasıl derinleşmekte olduğunun düzenin sahipleri tarafından itirafıdır.

Ancak işçi sınıfı sömürü ve yoksulluğa karşı her zaman başkaldırıyla yanıt veremeyebiliyor. Nitekim iki yıldır tarihinin en geniş kapsamlı saldırısına maruz kalan Türiye işçi sınıfı ve yoksul emekçiler, bu saldırıyı hakettiği şekilde bir direnişle yanıtlıyamamıştır. Bu, geçici bir durum olmakla beraber, varolan bir gerçekliği de ifade ediyor. Bunun böyle olmasının öznel ve nesnel nedenleri vardır. Bu durum, kriz içinde debelenen sermaye iktidarına küçümsenmez avantajlar sağlamakla birlikte, emekçi kitlerdeki öfke birikiminin giderek artmakta olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor.

Sendika ağalarının denetimini kırmak
yaşamsal önem taşıyor

Sendikaların tepesine çöreklenen sendika bürokrasinin misyonu yeterince açık. 28 şubat sürecinden sonra generallerin tam denetimine giren bu hainler çetesi, burjuvaziye paha biçilmez hizmetlerde bulunmayı eskisinden daha aktif bir şekilde sürdürüyor. Bu gerçek artık sadece devrimciler tarafından dile getirilmiyor. Bizzat sermayenin temsilcileri tarafından övgülerin konusu oluyor. Andıçlar aracılığıyla basına yansıtılanlar da bunu ortaya koyuyor. MGK toplantılarında son aylarda olası bir “sosyal patlamayı ezmek amacıyla alınacak önlemler tartışılırken, yanısıra sendika ağalarının “sosyal patlama”yı önleme konusunda sunduğu hizmetler de takdir ediliyor.

İhanetlerini en üst noktaya taşıyan emekçi düşmanı bu çetelerin işçi sınıfı etrafında ördükleri abluka mutlaka parçalanmalıdır. Zira generallerin temel kaygılarından biri, gittikçe teşhir olan bu asalakların işçiler üzerindeki denetimlerini yitirme tehlikesidir.

İşçi-emekçi hareketi önündeki temel engellerden biri sendika bürokrasisidir. TİS’lerin satılmasından tensikatlara, özelleştirmeden taşeronlaştırmaya kadar bütün saldırıların hayata geçirilmesinde temel rol oynayan bu hainler, hala işçi sınıfını denetim altında tutabilmektedir. Bu denetim kırıldığında sınıf hareketi prangalarından kurtulmuş olacaktır.

Taban örgütlülüğünü örmenin önemi

Sınıf devrimcileri olarak, kitle hareketinin ya da “toplumsal patlamanın” yükselmesini beklemeden soluklu ve planlı faaliyetimizi sürdürerek işimize bakmakla yükümlüyüz. Elbette hareketin gelişimi bize sayısız olanak sağlayacaktır. Bu avantajları günü geldiğinde değerlendirebilmek şimdiden yürüteceğimiz çalışmaya bağlıdır. Sadece bizim çabamızla kitle hareketinin gelişmeyeceğini biliyoruz. Ancak hareket geliştiğinde, hedefe ulaşmak için devrimci bir önderliğe ihtiyaç duyacaktır. Bu noktada devrimci önderlik kritik bir öneme sahiptir. Zira devrimci önderliği ile birleşemeyen kitle hareketleri, genellikle bir eşiğe gelip kırılmaktadır.

Sermayenin güncel saldırılarını püskürtmek, sendika ağaları aracılığı ile düzenin işçi sınıfı üzerindeki denetimini kırmak, soluklu ve sabırlı bir devrimi örgütleme çalışmasını başarıya ulaştırabilmek için, sınıfın öncüleriyle buluşup birleşme zemini yakalayabilmeliyiz. Her zaman vurguladığımız, üretim birimlerinde tabana dayalı komiteleşme ve sınıfı harekete geçirmenin yol, yöntem ve araçları bulmak için yoğun bir çaba ve emek harcamaktan başka yol yoktur. Biçimi, isimi vb.’ne takılmadan, koşulların özgünlüğüne göre amaca uygun araçları bulup ortaya çıkarabilmeliyiz.

Öncü işçi platformalarını bu amaçla seferber etmenin önemi açıktır. Bu platformların atalete düşüp işlevsizleşmesini engellemek, planı ve hedefli bir çalışmayı zorunlu kılıyor. Değişik eylem biçimleriyle zenginleştirerek, başka araçlarla destekleyerek, öncü işçi ve emekçileri bizzat sürecin aktif bileşenleri haline getirmek gerekiyor. Bu alanda sağlanacak başarı sürece ivme katmanın yanısıra, yeni çalışma alanları da açacaktır. Ancak bu faaliyetlerle kısa sürede sonuç alınabileceği beklentisine girilmemelidir. Tüm güçleri harekete geçirip süreçlere müdahale etme sorumluluğunu unutmadan, sağlam bir taban oluşturup yayılmayı hedeflemeliyiz.

Bu çalışmaları yürütürken, temel önemde sanayi birimlerini gözden kaçırmamalıyız. Bulunduğumuz bölgede bu tür fabrika ve işletmeleri tespit edip çalışmamızı buralara taşımak amacıyla koşulları zorlamalıyız. Zira bu birimler, sınıf çalışmamızda stratejik bir öneme sahiptir. Sınıf hareketinin ve dolayısıyla mücadelenin geleceği bu birimlerce belirlenecektir. Partimizin politikalarını işçi sınıfıyla temel sektörleri üzerinden buluşturmak, çözmemiz gereken temel sorunlardan biridir. Proletarya sosyalizmi ile işçi hareketini bütünleştirmek, bu temel sorunun çözülmesine bağlı olacaktır.

Emeğin korunmasıyla ilgili talepleri
kullanmanın önemi

Politika yapmaktan sözedilince, doğal olarak akla ilk gelen politik sorunlardır. Ülkemizde yakıcı politik sorunlar olduğu bir gerçektir. Faşist devlet terörü, cezaevi katliamları, işkence ve infazlar, Kürt halkı üzerindeki baskı ve inkar, örgütlenme özgürlüğü ve ifade hakkının engellenmesi, sendikalaşma, grev, genel grev vb. hakların içeriğini boşaltan ya da fiilen engelleyen yasalar ilk akla gelenlerdir. Bu sorunların kuşkusuz ki büyük bir önemi vardır.

Ancak kendini bu sorunlarla sınırlayan bir faaliyet, işçi-emekçiler nezdinde yeterli bir etki yaratmıyor. Zira yığınların gündelik yaşam sorunları politik sorunlara daha ağır basabiliyor. İktisadi-sosyal alanda emekçi yığınlar çok ağır sorunlarla boğuşmaktadırlar. Sistemin derinleşen krizinin emekçilere fatura edilmesi, bu sorunları alabildiğine ağırlaştırmıştır. Dolayısıyla siyasal sorunlar ile yığınların iktisadi-sosyal sorunları organik bir bütünlük oluşturuyor. Taktik politikalarımızı belirlerken, bu bütünlüğün mutlaka hesaba katılması gerekiyor. Kitlesel militan eylemlerin ekonomik taleplerle başlayıp politik düzeye evrilmesi de bu sorunun taşıdığı önemi gösteriyor.

İktisadi-sosyal talepler uğruna verilen mücadele aynı zamanda işçi sınıfına gücünü toparlama ve birleştirme olanağı verecektir. Çalışma ve yaşam koşullarını düzeltmek, fiziki ve moral yozlaşmayı engellemek uğruna verilen bu mücadele, proletaryanın burjuva iktidarını devirip kendi iktidarını kurma mücadelesinde deneyim kazanmasını da sağlayacaktır.

Servet-sefalet kutuplaşmasının giderek derinleştiği, emekçilerin işsizlik, yoksuluk ve sefalete mahkum edildiği bir ortamda, emeğin korunmasıyla ilgili taleplerle yükseltilecek mücadele hızla politik bir içerik kazancaktır. Zira bu talepleri kazanmak, sermayeye, burjuva yasalara ve siyasi iktidara karşı militan bir mücadeleyi gerekli kılıyor. Bu çatışmada sermaye ve kurumlarıyla karşı karışıya kalan işçi sınıfı dost ve düşmanlarını daha iyi tanıyacaktır.

Krizin giderek derinleşmesi, sermaye düzenini sürekli yeni saldırılar gündeme getirmesini zorunlu kılmaktadır. Ancak sessizlik ve beklemeci tavır kırılmadıkça, istemeyerek de olsa bu saldırılara seyirci kalındıkça, kölelik zincirleri daha da kalınlaşacaktır. Sessizliği yırtıp parçalamak, kölelik zincirlerini kırmak ve işçi-emekçi yığınların sınırsız gücünü açığa çıkarmak için her türlü çabayı harcama zamanındır.

****

Sınıf çalışmasının bazı sorunları...

“TKİP, işçi sınıfının temel tarihsel amaçlarının ve çıkarlarının temsilcisidir. Burjuvaziye karşı mücadelesinin çeşitli gelişme aşamalarında işçi sınıfına yol gösterir, eylemine önderlik eder. Yalnızca ideolojisi, programı ve taktiği ile değil, sınıfsal temeli ve örgütünün sınıf bileşimiyle de proleter bir sınıf partisi olabilmek için azami çaba harcar. Fabrika ve işletme hücreleri temelinde örgütlenmeyi esas alır.”

Parti tüzüğümüzün bu ikinci paragrafı, sınıf çalışmasının komünistler açısından taşıdığı önemi yeterli açıklıkta ortaya koyuyor. Sahip olduğumuz güçlü teorik temel ve ideolojik kimlik, bütün parti güçlerinin fabrikalarda komiteler, hücreler oluşturmanın taşıdığı önceliği ve aciliyeti kavramalarına olanak sağlayacak niteliktedir. İşin bu boyutuyla ilgili ciddi bir sorun da yaşamıyoruz. Asıl sorun, devrimci taktiğin hayata geçirilmesinde ortaya çıkıyor. Parti politikalarını yerellere taşımada, yani özgülleştirmede zorlanmalar yaşıyoruz.

Zorlanmaların bir nedeni, kitle hareketinin sancılı bir süreç yaşıyor olmasıdır. Bir diğer nedeni, ki bizim asıl üzerinde durmamız geren sorun budur, kendi öznelliğimizden kaynaklanmaktadır. Kitle hareketinin yaşadığı tıkanıklığı ne zaman aşabileceği sınıf mücadelesinin izleyeceği seyre bağlıdır. Bu süreci hızlandıracak olan ise etkili bir devrimci önderlik müdahalesidir. Etkili bir bir müdahaleyi gerçekleştirebilmek de sınıf içinde güç ve mevzi kazanmakla mümkün olabilir ancak. Dolayısıyla, nesnelliğe teslim olmadan parti politikalarını işçi sınıfı ve emekçilere taşımak için etkin bir çalışma yürütmek, kitle hareketinin gelişimine yapılabilecek en önemli katkı olacaktır.

Siyasal sınıf çalışmamız farklı araç ve biçimlerle yürütülmektedir. Böyle bir çalışma doğal olarak genel bir etki yaratmaktadır. Bu etkiyi örgütlemede kitlelerle doğrudan bağların kurulması, işçilerle birebir geliştirdiğimiz ilişkiler büyük bir önem taşımaktadır. Genel siyasal etkinin örgütlenebilmesi bu alandaki başarımıza da bağlı olacaktır. Bulunduğumuz alanda yapacağımız örgütlenme çalışması aynı zamanda kendimizi sınayacağımız bir süreç olacaktır. Zira böyle etkili bir genel çalışma, kitlelerle doğrudan bağ kurmak, propaganda ve ajitasyonda ustalaşmak için uygun bir zemin oluşmaktadır. Bu zemin üzerinde başarılı bir örgütlenme çalışması, partinin sınıf içinde kalıcı mevziler kazanmasını sağlayacağı gibi, gelecekteki keskin sınıf çatışmalarına da bir ön hazırlık olacaktır.

Fabrikaları partinin birer kalesi haline getirecek olan hücrelerin kurulması, partinin sınıf bileşiminin proleter ağırlıklı kadrolardan oluşmasını beraberinde getirecektir. Fabrikada hücre örgütlenmelerini inşa etmenin ön adımları olarak okuma, eğitim ve çalışma grupları oluşturmak durumundayız. Karşımıza çıkan fırsatları iyi değerlendirmek ve uygun zamanda harekete geçmek bizim inisiyatifimize bağlıdır. Fabrikanın/işletmenin içinde yaşadığımız sorunlar, bu sorunların işçiler üzerindeki etkileri, düzenin emekçi kitlelere yönelik kesintisiz saldırıları vb., bir ilk adım atmak için yeterlidir. Saldırılar karşısında teşhir ve propagandayla yetinmek, sık sık yaşadığımız bir zaaftır. Kuşkusuz kesintisiz bir propaganda-ajitasyon ve siyasal teşhir faaliyeti yürüteceğiz. Fakat bununla sınırlı kaldığımızda somut adım atmayı başaramayacağız. Yaptığımız propaganda bir etki yaratsa bile, bunu örgütleyemediğimizde zamanla yok olacaktır.

İşçilerle, fabrikada yaşadığımız sorunlar ile güncel siyasal gelişmeleri konuşup tartışıyor, kendi alternatiflerimizi önlerine koyabiliyoruz. Buraya kadar bir sorun yok. İşçiler sorunları zaten yaşayarak öğreniyorlar, önereceğimiz alternatiflere de genellikle itiraz etmiyorlar. Bundan sonrası sorunlara karşı aktif tutum almak ve genel olarak doğru kabul edilen alternatif uğruna mücadele sürecine girmenin ilk adımının atılabilmesi için yol gösterici olabilmektir.

İşçiler arasında güven sorunu olduğu ve bu güvensizliğin işimizi zorlaştırdığı tartışmasızdır. Herşeye rağmen güven sorununu çözmek, ancak faaliyet içinde başarılabilir. Çalıştığımız her fabrikada/işletmede işçileri çaresizlik içine sürükleyen bu boğucu havayı dağıtmak sorumluluğu öncelikle bize aittir. Bunu başarabilmek için, öncelikle öncü işçileri bir araya getirip harekete geçirmenin yollarını bulmakla yükümlüyüz.

Kimi zaman düştüğümüz, bizi daralttığı gibi ilişkilerimizi de kısırlaştıran bir hataya değinmek gerekiyor. İşe başladığımız birçok fabrikada ilk gözümüze çarpan işçilerin kendi aralarında gruplaşmış olmasıdır. Bu gruplaşmalar bazı ortak özellikler (akrabalık, hemşehricilik, aynı mezhebe mensup olma, aynı mahallede oturma vb.) üzerinden oluşmaktadır. Bunun anlaşılır nedenleri olmakla beraber, işçiler arasındaki dayanışmayı zaafa uğratabilmektedir. İşte biz de bu gruplardan yakın gördüğümüz biri ile daha yakın ilişki geliştirme yoluna gidebiliyoruz. Bu hata işyerindeki etkimizi sınırlıyor ve öncü işçilerle buluşmamızı zora sokabiliyor.

İlerici, öncü işçilerle ortak bir noktada buluştuğumuzda, komite kurma ihtiyacı kendiliğinden ortaya çıkacaktır. Fabrikada yaşadığımız sorunların kapitalist düzenin dolaysız sonuçları olduğu gerçeğinden hareketle, işçilerin dikkatlerini temel toplumsal sorunlara çekmek, sınıf mücadelesinin sadece tek kapitaliste karşı değil, ama kapitalist sınıfın egemenliğine karşı bir mücadele olduğunu kavratmak için azami çaba harcamak kaçınılmazdır. Bunu asgari düzeyde başarabildiğimiz her işyerinde okuma, eğitim ya da çalışma grubu kurmamız kolaylaşacaktır.

Çürümüş ve kokuşmuş burjuva düzenin ayakta kalabilmek için emekçi kitlelere karşı yürüttüğü azgın saldırılar, sınıf çelişkilerine her geçen gün yeni boyutlar eklemektedir. Bu nesnel olarak emekçileri parti çizgisine kazanmanın zemini olgunlaştırmaktadır. Kısa sürede sonuç alıp almamaktan bağımsız olarak, bu amaç doğrultusunda kesintisiz bir şekilde mücadelemizi sürdüreceğiz. Sınıf çalışmasında sergileyeceğimiz ısrar ve kararlılık, bize, zorlanmamıza yol açan zayıf yönlerimizle mücadele etme ve bu zaafları geride bırakma olanağı da sağlayacaktır.

(Ekim, Sayı: 227, Şubat 2002)


Üste