Logo

Parti programı ve tüzüğünün değiştirilmesi sorunu


Sorulara yanıtlar...

Parti programı ve tüzüğünün değiştirilmesi sorunu

 

H. Fırat

Parti tüzüğünde, kongrede parti programı ve tüzüğünün değiştirilmesine ilişkin kararlar üçte iki oy çoğunluğuyla alınır, tüm öteki kararlar için salt çoğunluk yeterlidir, hükmü yer alıyor; buna neden gerek duyuluyor, diye soruyor bir yoldaş.

Program ve tüzük bir partinin temel metinleridir. Program ve tüzükler partinin nispeten uzun bir zamana yayılan inşa süreçlerinde ortaya çıkarılır; ama oluştukları andan itibaren de artık onlar partiyi şekillendirmeye başlar, demiştim, partimizin tüzüğüne ilişkin konuya başlarken. Partinin yaşamında bu denli temel önemde ve konumda yer tutan belgelerdir burada sözkonusu olan. Ciddi süreçlerin ve büyük emeklerin ürünü olarak ortaya çıkıyorlar bu belgeler, anlık tartışmaların ya da kısa süreli çabaların değil.

Biz partimizi 1998 Ekim’inde kurduk. 1987 Ekim’i üzerinde alırsanız, bu tamı tamına 11 yıllı bulan ve hayli uzun sayılması gereken bir çaba ve ona eşlik eden yoğun bir emek demektir. Biz bu 11 yıl boyunca birçok konuda sayısız yazı, makale, broşür ya da kitap yayınladık. Bunların bir kısmını kısa sürelere sığdırdık; deyim uygunsa, güvenle ama alabildiğine hızlı kalem oynattık bazı sorunlar üzerine. Öyle durumlar oldu ki, önsöz niyetiyle kaleme alınmış polemiklerden kitap ebatında teorik-politik metinler çıktı ortaya. Ama dikkat ediniz, bu aynı süre zarfında bir program ya da tüzük ortaya koyma yoluna gidemedik. Bu gücü ve güveni gösteremedik, buna cesaret edemedik. Bunun elbette bir anlamı vardı.

Devam ediyorum. Parti kongresi fiilen 4 ay sürdü, ön kongre süreciyle birlikte alındığında. Ama bu oldukça yoğun geçmiş 4 aylık kollektif çabanın sonunda bile biz ortaya bitmiş bir tüzük ve program koyamadık. Bütün o yoğunlaşmış tartışmalar rağmen, şimdi kitaplar halinde yayınlanan zengin, çok yönlü, birçok durumda derine inen, ayrıntıları irdeleyen tartışmalara rağmen bunu yapamadık. Bu, çok uzun süreçler, çok yoğun emekler anlamına geliyor.

Kongreye sunulmuş program taslağı üzerinden program, tüzük taslağı üzerinden tüzük tartışıldığı halde, kongrede bu tartışmalar ayrıca olgunlaştırıldığı halde, bu metinlerin yayınlanması kongre sonrasında yine de belli bir zaman aldı. Bu son gecikmenin gerisinde ek bazı etkenler var kuşkusuz, bunu saklı tutuyorum. Yenilen darbeler ve bunun öne çıkadığı önceliklerin özel bir rolü var bunda, bu gecikmede. Ama gene de gerçekte işin kendisini ciddiye almanın da küçümsenmeyecek bir rolü var. Biz partinin karşı karşıya kaldığı fiziki sorunlar karşısında program yayınını bir süre için geri plana ittik, bir tür rafa kaldırdık, ama raftan indirdiğimizde, yeni yüzyıla ve binyıla programımızın ilanıyla gireceğimiz sanıyorduk. Ekim’in Ocak 2000 başında çıkacak sayısında bunu yapabileceğimiz sanıyorduk. Oysa Mart ayında ancak yayınlanabildi program ve tüzüğümüz.

Bütün bunlar çok yoğun bir emek, çok titiz bir süreç anlamına geliyor. Bir yanıyla 11 yıl ve öteki yanıyla 4 aylık kongre çalışmaları ve kongreyi izleyen bir yılı aşkın süre... ‹şte böyle bir sürecin ürünü olan temel metinlerle yüzyüzeyiz biz, parti programı ve tüzüğü şahsında. Ancak bu sayede ve bu temel üzerinde, bunlar partiyi bağlayan, bütün öteki metinlerden ayrılan metinler konumu ve kimliği kazanıyor.

Sonra ne olur? diyeceksiniz. Ne olabileceğini bir varsayımla açıklamaya çalışayım.

Partimiz ilk kongresini yaptı. Parti bir siyasal mücadelenin içerisinde saflarını genişletmek istiyor, kayıpları var, kazanımları var, büyümek istiyor. Diyelim ki bir sene içerisinde çok büyüdük. X sayıyla başladık, ikinci kongrenin hemen öncesinde 3X kadar üyeye ulaştık. Bu temsil edilme yetkisi olan üyelerinin üçte ikisi yeni olan bir parti kongresi demektir. Parti üyelerinin üçte ikisi saflara yeni alınmış. Demek ki eğitilmesi, donatılması, zorlu pratik mücadeleler için pişmesi gereken bir insan malzemesidir, burada sözkonusu olan. Parti hukuku, ayni anlama gelmek üzere tüzüğü, tüm parti üyelerinin eşit biçimde temsil edildiği bir parti kongresi tanımlıyor. Parti tüzüğünüz bu hakkı tanıyor, bu hakkın kulanımına hiçbir gerekçeyle tüzük dışı sınırlamalar getiremezsiniz.

Bu durumda, böyle hızla büyüyebilen, safları sürekli yenilenebilen bir partide, o partiyi vareden temel belgelerin öyle basit çoğunlukla değişemeyeceği gerçeğini de gözetmek gerekiyor, parti tüzüğümüzün yaptığı da budur. Partide istikralı bir çoğunluk olmadıkça, partinin temel belgelerinin iki yılda bir yapılan kongrelerde, her yeni kongre bileşeninin dilediğince değiştirmesine, ciddi bir parti imkan tanıyamaz. Program ve tüzük şahsında sözkonusu olan kendi temel belgeleri, bir bakıma anayasasıdır. Mesele basitçe ve kabaca budur, bundan ibarettir.

Tekrar ediyorum; biz yeri geldi bir ayda yüz küsur sayfalık kitaplar bile üretebildik. Ama şu program, küçük broşür ebatıyla 40 sayfayı bulmayan bu metin, ne kadar zamanımızı aldı bizim, ne kadar emeklere maloldu, bunun üzerine düşünmek bile kendi başına konuyu açıklamaya yeter.

Partinin şu anda hızla büyüme politikası, buna dayalı bir tercihi var. Saflarına durmadan cesaretle yeni insanlar alıyor. 6 ay sonra bu insanların çoğu üyedir. Bunların hepsi ikinci kongremizi belirleyecek bir irade ortaya koyacaklar. Nasıl olacak peki? Biz insanlarımıza bir yandan özgür düşünceyle yetiştirmeye çalışıyoruz; düşünen, sorgulayan, karar verebilen kadrolar olması için çabalıyoruz. Ama öte yandan da böyle bir sorun sözkonusu. Böyle bir bileşen partinin politikasını salt çoğunlukla değiştirebilir, partinin Merkez Komitesi de yanlış seçilebilir, olabilir. Bir sene sonra parti krize girer, olağanüstü kongre toplar, MK’yı yeniden seçer. Ama biz partinin programı ve tüzüğünü, topu topu 40 sayfa tutan şu kısa broşür metnini on küsur yılda zor ortaya çıkardık. Bunların 5-10 günlük kongrelerde, basit çoğunluklarla değiştirilmesi, bu ciddi bir devrimci parti ise, çok kolay göze alınması gereken bir mesele değil.

Bir partinin temelleri, dolayısıyla bunun ifadesi olan temel belgeleri çok kolay değişmemeli. Değişebilir, ama burada gerçekten istikrarlı bir çoğunluk olmalı, kıl payı çoğunluklarla olmaz bu iş. Bir partinin diyelim kongresine 20 kişi katılmış, 9 kişi parti çizgisini savunuyor, 11 kişi hayır, biz bu programı değiştirmek istiyoruz diyor, bu denli kolay olmamalı. Ama, artık bir partinin beynini, iradesini temsil eden 21 kişilik delege içerisinde 15 kişi bulunursa, bu istikrarlı bir çoğunluktur. Demek ki gerçekten parti programı ve tüzüğünde bazı şeyleri değiştirmeye ikna olmuştur. Sağlam gerekçeler vardır, sağlam bir fikir mutabakatı vardır, sağlam çoğunluktan bunu kastediyorum, salt çoğunluğa karşıt olarak. O zaman değiştirebilir, partinin önü tümüyle de kapalı değil.

- Ama diyelim ki üçte iki çoğunluğu bulamamak bir bölünmeyi dayatıyor partiye, bu durumda ne olacak?

Bunu iki türlü düşüneceksiniz. Bir, parti gerçekten devrimci açıdan kaynaşmış bir partidir, kendi içerisinde yoldaşça bir bütünlük içerisidedir, ama bazı yoldaşları içtenlikle bazı meselelerde ciddi farklı görüşlere sahiptirler. Mesele tartışılır, onlar üçte iki çoğunluk anlamında yeterli desteği sağlayamazlar, salt çoğunluk oluşturdukları halde. Kendilerine güvenirler, partide sağlam bir iç demokrasi, dolayısıyla tartışma ortamı vardır, bu durumda partiyi bölmeyi ya da partiden kopmayı hiç de gerekli görmezler, yalnızca bir sonraki kongreyi beklerler. Ama bunlar yoldan çıkmış, partinin mevcut çizgisinden zaten belirgin bir biçimde karşıt konuma geçmiş kimselerse eğer, bu durumda bölünme olur, hiçbir tüzük hükmü bunu zaten ortadan kaldıramaz. Böyle bir durumda, salt çoğunluk olsa bile, 11’e 9 durumunu düşünün, azınlıkta kalan 9 kişi de partiyi bölme yoluna gider pekala.

Program için demiyorum, ama zaten tüzüğe çok sihirli işlevler yüklememek lazım. Tüzük herşeyi çözmez. Gerçekten bir partinin tüzüğü bir partinin önünde bir engele de dönüşebilir. Koşullar değişir, partinin şu veya bu konudaki şu veya bu görüşünü hızla değiştirmek mücadele açısından ciddi bir önem de taşıyabilir. Bazı insanlar partiyi savunmak adına, tüzüğün ilgili hükmüne de sarılarak, partinin önünü oradan tıkayabilirler de. Var bunun tarihte örnekleri. Ne olacağı o zaman belli olur. Yani bir sonraki kongre mi beklenir, kongrenin ardından yeni bir olağanüstü kongre mi hedeflenir (olağanüstü kongeyi davet etmek için şartlar çok ağır değil), bölünme mi olur, olayın kendisine, mahiyetine ve dolayısıyla önemine bağlı. Brest barışı onaylanmazsa, partiden istifa eder ve karşı parti kurarım diyor, Lenin. O da çözümünü öyle arıyor, ama kazanıyor partiyi, sorunu başka türlü çözüyor. Aynı zorlanma Nisan Tezleri sırasında var.

Devrimci bir parti yaşamı başarıyla ne kadar iyi kurulursa, devrimci parti gelenekleri, kültürü ne kadar iyi yerleştirilirse, bu sorunların çözümü de o kadar kolay olur, tam olmaz, ideal olmaz, ama kolay olur. Ama daha önce bir başka vesileyle üzerinde önemle durdum; partide demokrasi bir yerde de iç mücadele alanı demektir. Partide demokrasi derin bir kavganın zemini haline de gelir. Tüzük ona nasıl çare bulacaktır? Tüzük bir hukuksal formdur, siyasetin arkasından topallamak zorundadır. Bugünkü siyasal duruma ve tercihlere uyuyor. Ortam değişiyor, siyasetin değişmesi gerekiyor, hukuk onun önüne engel olarak çıkıyor. İç demokrasi, anlaşma, ikna etmeyle mi, yoksa çiğneyip geçmeyle mi mesele çözülür, bilemiyorum. Bir formülü yok bunun. Tüzüğümüzün öyle ideal bir çözüm olduğu iddiası da yok zaten partimizde.

Tüzük tartışmalarını okuyun, bu tür meselelerde tüzüğün yapabileceği bir şey yok, deniliyor. Daha en başta, tüzük ortaya konulurken, bizzat tüzük taslağı metni üzerine tartışmalarda bu böyle söyleniyor; çatışma o noktaya vardığı zaman tüzüğün hiçbir hükmü yoktur, kimse tüzüğe bağlı kalmaz deniliyor. Ama gene de bu tüzüğümüzün önemini azaltmıyor, onun temel önemdeki işlevini ortadan kaldırmıyor. Bu da yine aynı tartışmada vurgulanıyor ve açıklanıp gerekçelendiriliyor.

Biz mümkün mertebe tüzüğün ortaya koyduğu hukuksal çerçeveyi partimizin yaşamına bir düzen getirmek, bir normlar, değerler, kurallar sistemi, hak ve görevler, yetki ve yükümlülükler sistemi getirmek için en iyi biçimde kullanmaya bakarız. Bununla parti yaşamını olgunlaştırmaya bakarız. Bu konuda ne kadar başarılı olursak, ardından yaşanacak bu tür sıkıntıları çözmede de o kadar kolaylık elde ederiz.

Siyaset her zaman belirleyicidir, bunu söylemek ve vurgulamak durumundayım. Net bir biçimde ciddi sorunlar ortaya çıktığı koşullarda tüzüğün hükmü fazlaca kalmaz. Çok çok manevi bir dayanak olur; partide çatışan tarafların elinde, devrimcilerin ya da oportünistlerin elinde. Bazen tasfiyeci oportünizmin elinde parti tüzüğü bizi destekliyor diye bir silaha dönüşür, bazen partinin devrimci kanadının elinde aynı işlevi görür. Ama öyle kendi başına çok fazla da hükmü olmaz, siyaset belirleyicidir. Siyaset hukuksal kalıpları çiğner atar, iş çatışmaya döküldüğü zaman. Tüzük, parti yaşamı iyi-kötü normal seyrini izlediği zaman bir anlam taşır, bir işlev yerine getirir. Partinin kendisiyle en barışık olduğu zamanda bile, partinin bir ölçüye, bir kurallar sistemine, bir hak ve yetkiler tanımına ihtiyacı var, tüzük bunu yapıyor, bu işlevi yerine getiriyor. Tüzük partimizde iç mücadelenin ayrılmaya yolaçan bir çatışmaya varmadığı bir aşamada bize lazım. İş oraya vardığı zaman, tüzüğün hiçbir hükmü kalmaz, kimse tüzüğe de bakmaz.

Tüm bunlar tüzüğe ilişkin kongre tartışmalarında da yeterli açıklıkta yer alıyor. Ve orada örgütümüzün ‘90’lı yılların başında karşı karşıya kaldığı tasfiyeci saldırı üzerinden açıklayıcı bir örnek veriliyor. Deniliyor ki; ne tasfiyeciler tüzükte hakları olduğu için konferansa geldiler, ne de biz tüzüğümüz öyle gerektirdiği için onları oraya götürdük. Örgüt hukuku onlar için bir anlam taşımadığı gibi onlara bu çerçevede sağladığı bir olanak da yoktu. Zira onlar o hukuku döne döne çiğneyen hizipçiler olarak, derhal örgütten kovulmayı defalarca hak ediyorlardı. Ama biz buna rağmen onları olağanüstü konferans platformuna götürmeyi önemsedik. Çünkü bundan hareketimiz için politik bir yarar umduk. Örgütün çıkarı buradadır dedik ve buna uygun davrandık, yoksa tüzük öyle gerektirdiği için değil. Yazılı bir tüzüğümüz yoktu o zaman; ama yine de örgütün kendine göre fiili, yerleşmiş bir hukuku vardı, bir keyfilik alanı sözkonusu değildi. Ama örgütün o günkü hukuku öyle gerektirdiği için değil, fakat çıkarları gerektirdiği için öyle yaptık.

Ciddi ideolojik ve ilkesel sorunların çatışmaya dönüştüğü bir noktada, tüzük kendi başına fazla bir şey ifade etmez. Çok ciddi bir ilkesel sorun varsa orta yerde, bu partinin ve devrimci mücadelenin çıkarları için de hayati ise, kimse tüzüğün falanca hükmü deyip, buna boyun eğmez. Kuruluşuna büyük emeğiniz geçmiş partinizi siz kendiniz bölmek durumunda kalırsınız. Ama bu siyasette böyledir zaten; en ideal bir tüzük bile, geçmişi ve geleceği bir arada gören ve gözeten bir tüzük bile, bu meselelerde bir çözüme sahip değildir.

(Ekim, Sayı: 223, Haziran ‘01)


Üste