Logo
< Kasım 2023 dönemi yerel parti raporlarından...

TKİP VII. Kongresi... Parti çalışmasının sorunları üzerine


(...)

Son yıllarda, pandemi ile başlayan süreç sonrasında, partimiz kimi çıkışlar yapsa da darlığını kıramıyor ve sınıfı ile kaynaşamıyor. Bu durumun nesnel ve öznel sebepleri var. Devrimcilikte ısrar ve irade, günümüz koşullarında kolay değil. Birçok kadro ve kadro adayımız da bu durumdan doğrudan etkileniyor. Solun içinde bulunduğu tablo, devrimciliği kitleler gözünde gittikçe marjinal bir hale getiriyor. Seçim döneminde aldığımız tutum ve işçi ilişkilerimizin tepkisi durumu anlatıyor. Gemi söküm üzerinden ileri bir işçi ilişkimiz, “30 tane sol parti var, bir tek siz mi seçim üzerinden gerçekleri görüyorsunuz” derken, kendince haklı olduğunu düşünüyor ve devrimci ufku hayalci olarak görebiliyor. Kitlelerin ve özelinde sınıfımızın halihazırda mücadeleci olmadığını, bilincinin zapturapt altına alındığını düşünürsek, bir dönem daha aynı zorluklarla karşılaşacağız. Bu durumun üzerine faşizmin önümüzdeki dönem kurumsallaşmasını daha da sağlamlaştırmak için adım atacağı olasılığını eklediğimizde, zor günler partimizi bekliyor.

Kongre süreci elbette geçmişin muhasebesinin yapıldığı bir süreç olacak. Buradan çıkan sonuçlar önümüzdeki dönemin temel hareket noktalarını belirleyecek. Elbette yeni bir şey keşfedecek değiliz. Devrimci mücadelenin yüzyılları, partimizin ise on yılları bulan bir deneyimi var. Bu havuzu gerçek manada eleştiriye tabi tutmak, zaaflı yanları süreçler eşliğinde geride bırakmak, güçlü yanlarımızı ise toplama mal etmek gerekiyor.

Kongre toplanacak, buradan büyük bir değişim ile birlikte içinde bulunduğumuz darlığı hızlıca kıracağız diye bir beklenti içinde değilim. Lakin kongre, amacına uygun bir biçimde, önümüzdeki dönemi nesnel bir tarzda ele alıp darlığımızın öznel sebeplerini saptamalı ve geleceğe dönük bir müdahale planı ile çıkmalıdır. (...)

Kongre gündemlerine dair notlar olmasa da, aşağıda bir takım başlıklar altında önemsediğim birkaç alanla ilgili düşüncelerimi iletmek istiyorum. İl ve alan raporunda genel başlıklar ve ilin durumu toplamda ifade edildiği için, özel manada eklenecek konuları ele almaya çalışacağım.

Devletin ideolojik aygıtları üzerine

Bir seçim sürecini geride bırakmış durumdayız. Bu sürecin kendine özgü birçok yönü var. Burjuva düzen siyasetinin durumu ve çıkmazı, Türkiye burjuvazisinin en az yüz yılı geride bıraktığı halde hala da bir karakter alamaması, reformist sol güçlerin düzen ile uyum sürecinin geldiği yeni aşama, sınıf hareketinin seçimler ve sonuçları üzerinden değerlendirilmesi gibi birçok konu başlığı sayılabilir.

Seçim sürecinin sona ermesi ile birlikte alanda çeşitli tartışmalar yürüttük. AKP iktidarının başarısı, seçim süreci boyunca yürüttüğü politikanın sonuçları üzerinde durmak ve bunun bir tartışmaya dönmesi gerektiğini düşünüyorum. Kaybetmesi muhtemel olan tek adam rejimi, rejim kriz, pandemi, deprem gibi her biri kendi içinde mücadele gündemleri olan bu konuların sonuçlarının kesin bir biçimde açığa çıkmasına rağmen, kitlesini ve sınıfımızın bir bölümünü kendi saflarında korurken, diğer kesimi de “Erdoğan gitsin” bakışında kamplaştırdı. Her biri sınıfsal gündemlerle dolu 2023 seçimlerini başka bir sanal kamplaşmaya itmeyi başardı. Öfkeli ve düzenden ümidini kesmiş kesimleri dahi düzenin sınırları içinde tutma başarısını gösterdi.

Seçimin Türkiye kapitalizmi adına en büyük başarısının, sürekli tekrarlanan bir “demokrasi şöleni” olduğunu düşünüyorum.

Devletin ideolojik aygıtlarının, yeni bir biçim almasa ya da bir başkalaşım geçirmese de, geçmişe göre daha kuvvetli olduğu görünüyor. Kitlelerin bunca gündemin (ekonomik kriz, deprem, pandemi) sonuçlarının sorumlularını bulmak için düzenin sınırlarını aşmalarına gerek olmadığı açık. Sokak röportajlarında ya da fabrikalarda karşılaştığımız tartışmalarda, “istikrar” ve “teröre karşı mücadele” başlıkları üzerinden tek adam rejimine yönelimin son aylarda arttığını görüyoruz. Süleyman Soylu’nun “seçimin son ayında kaybettiğimiz seçmeni tekrar kazandık ve kendimizi anlattıkça üzerine ekliyoruz” dediği gerçeklik bize bir durumu anlatıyor.

AKP yirmi yılı aşkın süredir iktidarda olan bir parti. Artık başka bir aşamaya geçmek durumu ile karşı karşıya. Gericiliğini gittikçe kurumsallaştırmak için, faşizmin nüvelerini ve uygulamalarını standart haline getirmek için, önümüzdeki dönem anayasa değişikliği için adım atacaklarını görüyoruz.

Tüm yukarıda belirttiklerim ile birlikte, seçim sürecinde devletin ideolojik aygıtları kitlelerinin zihnini ve bilincini düzene yedeklemiştir. İşçi sınıfının bilinci kapitalist düzenin verdiği bilincin sınırındadır. Bunun kapitalizmin devamlılığının sağlanması için sürekli bir biçimde yeniden üretilmesi, soruların tekrar ve tekrar aynı ya da farklı biçimlerde yanıtlaması gerekmektedir. Her işçi çalışmadığı taktirde patronunun kazanamayacağını, hatta kendisine boyun eğeceğini bilir. Lakin bunu yapmamasının nedenleri ve cevapları yıllar boyunca ona kazandırılmıştır.

Kapitalizm için emek gücünün yeniden üretimi salt başına, işçi sınıfını kitleler halinde üretime çekmek, günler, aylar, yıllar ve nesiller boyunca fiziksel olarak üretimin başında olmasını sağlamak anlamı taşımıyor. Aynı zamanda bilincinin de burjuva ideolojisinin yansımaları ile doldurulması gerekiyor. Bu durum mekanik bir şekilde ele alınamaz. Üretimin sürekliliği için üretim araçlarının-sermayenin yeniden üretimi ve emek gücünün yeniden üretimi gereklidir. Üretici güçler değişimi ve ilerleyişi temsil eder. Sabit ve tek yanlı değildir. Üretici güçlerin sürekli bir tarzda ikna edilmesi, emeğin yeniden üretiminin bu ikna yöntemi eşliğinde devam etmesi gerekmektedir.

AKP’nin asıl başarısı da burada yatmaktadır. Kurulu düzene boyun eğdirme, yani egemen burjuva ideolojinin yeniden çeşitli tonlar ile üretimi, başarılı bir biçimde uygulanmıştır. Bunun araçları artık daha fazla gelişmiştir. Yıllar boyunca uyguladığı politikalar devletin ideolojik aygıtlarını daha etkili kullanmasının yolunu açmıştır. 4+4+4 gibi garabet bir eğitim-öğretim siteminin ortalama bir öğrenciye sadece okuma-yazma, basit matematiksel işlemleri gerçekleştirme gibi üretimde kullanacağı bilgiyi vermesi, düzene saygılı olmayı sağlayan ve kendisini daha fazla düzenin parçası hissedeceği uygulamaların artması ve bilimsel eğitimden bu kadar uzaklaşmanın, salt gericiliğin ötesinde amaçları olması gerekiyor. Üretimde çalışacak, kabullenmesi en üst perdeden örgütlenmiş kitlelerin inşası, emek gücünün yeniden üretiminde başarının ana sırrıdır.

Başka bir alan ise medyanın durumudur. Çoğu diziye, programa, haber bültenine gülerek yaklaşıyor, amacı bu kadar açık olan yayıncılığı kimi zaman küçümseyebiliyoruz. “Ver mehteri” misali, ekonomide büyük başarı gibi inandırıcılıktan uzak olan yayınların topyekun etkisini görüyoruz. Artık açık yalanlar ve dezenformasyon olarak ilerleyen bir çizginin bir aylık süreçte kitlelerde ortalamanın çok üstünde bir değişim yarattığı açık. “Terör”, “istikrar”, “dış güçler” demagojisinin içinde bulunduğumuz ağır gündemlerle ezileceğini herkes gibi bizler de düşünüyorduk. Ancak TV kanalları ve sosyal medyanın etkisi oldukça geniş. Üzerine bir de yılları bulan ve en ufak noktasına kadar ele geçirilmiş devletin zor aygıtlarını eklediğimizde, ideolojik aygıtları oldukça etkili oluyor. Medya, okul, din gibi ideolojik aygıtlar gerçekleri her çeşit yalanın ortaya salınması ile gizlerken; polis, asker, tutuklama gibi zorun kullanımı da yalanlara adeta yankı etkisi yapıyor. İdeolojik aygıtlar ile ikna, baskı ve zor ile bastırma önümüzdeki dönemin parolasıdır. Bu mekanizma sınıfsaldır. Amacı işçi sınıfının kavga sahnesine çıkmasını engellemektir.

Bu durumu aşmak için bizim atacağımız adımların yine sınıf merkezli olacağı açıktır. Sınıfsal gerçekler tüm bu bilinç bulanmasının ve gerilemesinin panzehiridir. Bunu zaten yapıyoruz. Burada asıl yoğunlaşacağımız nokta, günlük politika ile uyum ve geniş işçi bölüklerine ulaşımın sağlanmasıdır. 15 günlük gazete işçileri siyasallaştırmak için yeterli değildir. Günlük olarak sınıflar mücadelesine etki edebilmek, bire bir kadroların ulaşabildiği işçiler sınırında bırakılamaz. Yayın politikamız kendini sadece gazete ile sınırlandıramaz. Lenin, döneminin en kullanışlı aracı olan gazeteyi sürekli bir şekilde tartışıyor, sonuçlar çıkarıyordu. O gün için en kullanışlı araç gazeteydi. Bugün ise durum oldukça farklıdır. Kitle iletişim araçları bu kadar gelişmişken, onların daha etkin kullanılması, geniş işçi bölüklerine politika götürmenin, dışardan bilinç aktarımın güvenceye alınması gerekmektedir. Görüştüğünüz ve herhangi bir konuda ikna ettiğiniz bir işçi akşam tekrar benzer düşüncelere kayabiliyor. Bu bizlerin düzeyi ile alakalı olsa da, salt başına kişiye bırakılan bir politika götürme süreci zaaflıdır. Birlik sayfaları ve günlük site bu konuda bir boşluğu doldursa da yeterli olmadığı açıktır. Bu alana dair kadro yetiştirmek, profesyonel olarak kitle iletişim araçlarını kullanmak için daha net adımlar atılmalıdır. TV kanalı açmak, profesyonel sosyal medya içerikleri üretmek, sanatın tüm kollarını seferber etmek ilk akla gelen görevlerdir.

Düzen kitle iletişim araçları konusunda büyük bir deneyime sahip. Yeni dönem kitle iletişim araçlarını propaganda seviyesinde kullanabiliyor. “Babala tv” isimli bir youtube kanalı seçim sürecinin merkezine oturabiliyor. Yaptığı aslında bir boşluğun ürünü olarak çıkıyor. Her tondan, her düşünceden insanlar açıp izliyor. Kitle iletişim araçlarının kullanımı ile ilgili büro açılması somut önerimdir. Bu aracın nasıl kullanılacağının devrimci bir tarzda irdelenmesi gerektiği açıktır. Örneklerine bakmak, yeni projeler üretmek, günün bilinç, mücadele ve örgütlülük seviyesine uygun ve geliştirici alternatif bir mecra oluşturmak kaçınılmaz bir görev olarak önümüzde durmaktadır. Komünistler bu durağan çizgiyi aşmalı, ileriyi hedefleyen yayıncılık çizgisini inşa etmelidir. Sendikal, siyasal, ideolojik bilinci “öncü” işçiler kuşağı ile buluşturmak zorunluluğu ile karşı karşıyayız.

Sendikal bürokrasi ile mücadele

Bu son yıllarda sürekli tartıştığımız bir başlık. Oldukça yol aldığımızı da düşünüyorum. Yine de kimi sorunların devam ettiği açık. Özellikle birlik sayfalarımız üzerinden sendikal bürokrasinin teşhirini yapıyoruz. Bu teşhiri yapmanın gerekli olduğunu da düşünüyorum. Buradaki asıl sorun, sendikal bürokrasinin teşhirinin sendikal bürokrasi ile mücadele ile aynı kefeye konulması olarak görünüyor. Kişileri hedefliyor, yıpratıyor ve buradan doğru bakışımızı dile getiriyoruz. İşçinin sendikal bürokrasi ile hesaplaşacağı alanları ikinci plana bırakabiliyoruz. Yerelimizde CMS örneği bunun somut yansıması. Türk Metal o kadar göz önünde işçi satıyor ki, sürekli bir tarzda bu durumu teşhir ediyoruz. Şubesinden temsilcisine hepsine sözümüzü söylüyor ve işçiye değişim çağrısı yapıyoruz. Bu durum işçinin de hoşuna gidiyor. Burada eksik olan yön açık bir biçimde ortada. İşçi bu yayın çizgisi sonucu olarak görevsiz kalıyor ya da söylenen birkaç görev bu teşhir mekanizmasında geride kalıyor.

Sermaye ile mücadelenin öne çıkarılması ve işçinin sürekli bir biçimde asıl düşmanı ile karşılaşması, mücadele dinamiğinin bu alandan geliştirilmesi gerekiyor. TPİ örneği bu konuda daha somut bir çözüm öneriyor. Sermayeye karşı mücadele üzerinden kurulan hat eninde sonunda bürokrasiyi, ya açık satış ya da işçi ile birlikte davranmak zorunda bırakıyor. İşçi mücadelede ısrar ettiği noktada, sendikal bürokrasinin gerçek kimliğini ilk elden görüyor. Onun çizgisinin oluşturduğu sorun alanlarını tartışıyor, çözümler üretmeye çalışıyor. Sermaye ile giriştiği mücadele sayesinde, sendikal bürokrasinin yerine başka bir sendikal anlayış koymak zorunda kalıyor. TPİ’de son sözleşmede seçilen şubenin, geçmiş deneyimden süzülen “bize sormadan imza atamazsın, komiteleri işletmek zorundasın” baskısını işçiden görmesi, imza sonunda işçilerin ortalama bir sözleşme olduğu halde fiili hesap sorması, bu bakışın kolayından kaybolmadığını da gösteriyor.

Son olarak, sendikal bürokrasiye karşı mücadelenin teşhir ve eleştiri sınırında kalması kimi zaman bizleri işçilerden uzaklaştırıyor. BMİS tabanından bu kadar uzaklaşmamızın gerisinde işçilerin yapılan yanlışlara rağmen sendikalarını koruma güdüsü yatsa da, oluşturuduğumuz hattın kendisinin de buna sebep olduğu aşikar. Sendikaya görevlerini hatırlatan, işçiyi sermayeye karşı mücadeleye sürükleyen ve teşhiri bu alandan kuran bir hattın daha doğru ve sonuç alıcı olduğunu düşünüyorum.

(...)

Hizmet sektörü üzerine

Pandemi ile birlikte hizmet sektörü sayısal olarak büyük bir gelişim gösterdi. Özellikle kargo ve taşımacılık alanında önemli bir sermaye birikimi oluştu. Getir, Trendyol, Yemeksepeti gibi şirketler oldukça büyüdüler. Ek zam eylemlerinde hizmet sektörü önemli bir alan olarak öne çıktı. Sayısı yüzbinler ile ifade edilen kuryeler toplumun içinde çalışıyor ve bu kadar göz önünde olmaları ister istemez mücadeleye atıldığında da ilgi çekici oluyor. Ek zam eylemlerinde direnişe çıkan fabrikalar birbirini tanımazken, her işçi motokurye direnişlerinden haberdardı. Motokuryenin ayrıca alanlara hakimiyeti ve taşımacılık yapması, parti çalışmasına iletişim ve ulaştırma bakımından da yardımcı olacaktır.

Hizmet sektörü beş milyonun üzerinde bir çalışanı kapsıyor. Sektör olarak iktisadi açıdan değiştirici-dönüştürücü kuvveti zayıf. Hizmet sektöründe iş durdurma, grev vb. pratikler toplam sınıf mücadelesi adına fazla bir anlam taşımıyor. Yine de toplumsal yaşamda herkesin ilişki içinde olduğu hizmet sektörünün, tüm zaafiyetlerine rağmen, çalışmaya ve ilgiye konu edilmesi gerekiyor.

Eren


Üste