Logo
< TKİP VII. Kongresi... Parti çalışmasının sorunları üzerine

TKİP VII. Kongresi... Parti kongresi gündemi üzerine düşünceler


(...)

Sınıf hareketine ilişkin olarak bir önceki kongreden bu yana esaslı bir değişiklikten bahsetmek olanaklı değil. Geçtiğimiz yıl Ocak ayı ve takip eden aylarda gerçekleşen ücret eksenli eylemler geride kalan sürecin öne çıkan örnekleri idi. Ancak gözlemler ışığında bunların da asgari ölçüde örgütlülüğe evrilebildiğini söylemek olanaklı değil. Derinleşen ekonomik sorunlara rağmen, beklentilerin aksine bu yılın başında da başka tepkiler açığa çıkmış değil.

Daha marjinal sektörlerin yanı sıra iki sektör üzerinden (metal ve tekstil) İstanbul ve Antep ağırlıklı eylemler yaşanmıştı.

Antep’te hemen hemen her zam döneminde yaşanan ücret talepli eylemler genelleşmiş, havzanın geneline yayılmış, günlerce sürebilmiş, bölgede direnişler üzerinden Birtek-Sen’in özel bir müdahalesi yaşanmıştı. Ocak ayında da eylemli süreçler devam etmişti. Ancak bu süreçler, Birtek-Sen başta olmak üzere sendikal örgütlülüğe kanalize edilmiş gözükmüyor. (Birtek-Sen’in öncesindeki dayanaklarıyla birlikte harekete yaslanmasıyla bölgede etki alanının genişlemesini ayrı tutuyoruz.)

Metalde ise aynı dönemde örgütlenme arayışı yaygın bir şekilde Türk Metal’de örgütlenmede karşılık bulmuştur. Bu dönemde genelde sendikaların sayılarında kısmi de olsa artışlar yaşansa da, en ciddi ve kitlesel artışın Türk Metal’de olduğunu söylemek mümkün. Ana sanayi dışındaki diğer işçi bölüklerinin Türk Metal’in açık ihanetlerine tanık olmamaları bunda bir etmendi. Türk Metal’in temel bir adres olarak görülmesinde, sendikalı yerler referans alınarak, işçilerin ücret talebinin öne çıkması ve bilinç düzeylerinin geriliği ise belirleyici idi. (Birleşik Metal’in bazı alanlarda örgütlenmelerindeki artışa dair net şeyler söyleyemiyoruz. Gözlemlerimiz özellikle Türk Metal’e dayanıyor.)

2015’in ardından dersler çıkartan, sözleşme süreçlerini daha etkin bir şekilde değerlendiren Türk Metal’in, sendikal örgütlenme süreçlerinde bir dizi işyerinde fiili direnişlere, hatta işgallere başvurduğunu söylemek mümkün. Sendikal örgütlenmenin sağlanmasından sonra işleyişin aynı tas aynı hamam olduğunu da eklemek gerekiyor.

Sınıf hareketi söz konusu olduğunda, bağımsız bir hareketin olmadığı koşullarda, halen sendikal hareketten bahsetmekle karşı karşıyayız. Esasa dair bir değişiklik olmamakla birlikte, bürokratik çarkın denetiminde olan sendikal hareket, “en ilerileri” şahsında da, toplumsal sorunlar ve sınıfı doğrudan ilgilendiren konularda göstermelik açıklamaları bile zorla yaptıkları noktaya gelmiş durumda. (Pandemi sürecinden deprem ve asgari ücret gündemine kadar...)

Dolayısıyla, bundan önceki platformda ifade edildiği üzere, kabuğa dönmüş sendikal bürokratik kasta ve sendikal harekete karşı görevler aynı şekilde devam ediyor.

Pandemi sürecinde içine kapanan, var olanı korumaya çalışan, ekonomik krizin derinleşmesiyle birlikte yer yer tepkiler veren, ya da bu yıl içinde yoksulluk ve hayat pahalılığıyla huzursuzluğu artan işçi sınıfı, seçim sürecinde gerici ve milliyetçi cereyanın etkisine girdi. Daha doğrusu, bu kendini daha açık bir şekilde gösterdi. Geçmiş zamanlarda asker cenazelerinde verilen tepkiler, şimdi terör demagojisi olarak öne çıktı.

Seçimlerin ardından temas halinde olduğumuz işçi arkadaşlar tarafından da aktarılan, bir dizi işyerinde açıktan kutlamaların yapıldığı. Kutuplaşan tablonun sonraki günlerde devam ettiğini söylemek olanaklı olmasa da, emekçilerin yaşadığı çok yönlü sorunlara rağmen, dinsel gericiliğin ve milliyetçiliğin sınıf üzerindeki etkisi yeniden görülmüş oldu.

Dolayısıyla, sınıfa siyasal müdahalede dinsel gericiliğe ve milliyetçiliğe karşı mücadele önümüzdeki süreçte de sınıfa siyasal sınıf çalışmasının temel bir başlığı olabilmek durumunda.

*

Gündem metninde, gelinen aşamada, daralan örgütsel tablo ile belli alanlarda zayıflayan sınıf çalışmasına vurgu yapılıyor. Aynı sorunlar değişen kapsamıyla devam etse de, sınıf çalışmamızın bir evrimi var. Ortada büyük bir birikim var. Daha somut olarak Greif ve Metal Fırtına deneyimleri tam da bu birikimin ürünü.

Tüm bu birikime rağmen, gerekli ilerlemeyi gösterememe, mevziler yaratamama, fabrika çalışmasında istenen sonucu alamama başlıklarına dair elbette ayrıntılı tartışma ve irdelemeler yapılacaktır. Geride kalan dönemin nesnel zorlukları (sınıf ve kitle hareketindeki gerilik, pandemi sürecinin olumsuz etkileri, baskı, terör ve gericiliğin artması) sınıf çalışmamızdaki eksiklik ve sorun alanlarını elbette gölgelememelidir.

Gelinen aşamada gözlemlediğim sorun alanları üzerinden düşünce ve önerilerimi ifade edecek olursam;

- Sınıf çalışmamız esasta fabrika merkezli yürümelidir. Ancak sınıf çalışmamızın, tam da fabrika hedeflerine de yüklenmek açısından, ortak politikalarla hareket etmesinin, politik içeriğinin merkezileşmesinin, farklı alanlarda süren çalışmaların bütünlüğünün sağlanmasının önemli olduğunu düşünüyorum.

Bir süredir çalışmaların yereller özgülünde daha parçalı bir şekilde yürüdüğünü gözlemliyorum. Bu tartışma elbette yeni değil. Daha III. Parti Kongresi’de “ortak politikalar etrafında birleşme”ye vurgu yapılıyordu. Siyasal sınıf çalışmasının, somut hedeflere dayalı, ortak bir hatta, ortak talep ve araçlarla örgütlenmesi (elbette yerellerin özgün süreçlerini ve gündemlerini dışlamadan), yerel çalışmanın kendi dar alanına sıkışmasını, parçalı bir tabloyu engelleyecektir. İleri işçi ilişkilerimizden yakın çeperimize kadar ortak politik hattın ve bütünlüğün görülmesi, bunun hissedilebilmesi partiyi kollektif olarak güçlendirecektir. Yakın deneyimlerin öğreticiliğinde VI. Parti Kongresi’nde daha belirgin olarak öne çıkartılan, “siyasal sorunların sınıf çalışmamızda daha belirgin yer tutabilmesi” vurgusunu bununla bağlantılı olarak düşünmek gerekir.

Geçmiş dönemde parti okullarının ardından kampanyalardan vazgeçilmişti. Propagandaya boğulma, somut hedeflere yoğunlaşmayı zorlaştırma vb. gerekçelerle... Ama bu süreçler yine de genel gündemlere, sınıfın gündemlerine etkin bir tutum almak, refleks göstermek, dinamik bir şekilde yanıt vermek açısından önem taşıyordu. Kampanyalara “dönmeyi” elbette önermiyorum. Sınıf çalışmasını kesen ortak bir politik hatta tam da yerel çalışmada, somutta fabrika çalışmalarında ortak gündemlerle, ortak yönelimlerle, araçlarla yönelmenin önemine işaret ediyorum. Elbette bu, yerel çalışmanın kendi özgünlüklerini ve fabrika içi çalışmanın kendine özgü yanlarını ve gündemlerini dışlamak anlamına gelmiyor.

- Fabrika eksenli çalışma, bundan önceki platformların her birinde altı özenle çizildiği gibi, özellikle V. Parti Kongresi belgelerinde ayrıntılı bir şekilde yer buluyor. Ancak sonuç alınmadığında ya da başarısız durumlarda vazgeçme, isabetsiz tercihlerde bulunma, güçlerin değişkenliği, ek yoğunluklar vb. gerekçelerle boşa düşebiliyor. Bu açıdan, ısrar ve irade gösterebilmek ve çalışmayı düzenli denetlemek dışında söylenebilecek başka bir şey bulunmuyor.

Yürüyen bir çalışma içinde fabrikaların iç gündemlerine dair güncel politikalar üretmenin nispeten kolaylığı var. İşçi sınıfının verili siyasal geriliği koşullarında, siyasal gündemlerle harekete geçirmeye çalışmak nesnel bir zorluk alanı. Ancak yine temel metinlerde ifade edildiği gibi, siyasal propagandayı sistematik yapmak bile önem taşıyor. Sınıf çalışmasının ortak politik hatta yürümesi, fabrikalara dönük siyasal müdahaleyi de güçlendirecektir diye düşünüyorum.

Araçlar sorunu:

Bundan önceki kongrelerde de farklı dönemlerde, sınıf çalışmasının gelişim seyrine göre, sınıf çalışmasının araçları tartışılan temel başlıklardan biri idi. Örneğin III. Parti Kongresi’nde sınıf çalışmamızı “biçim ve araç yönünden zenginleştirmek” ihtiyacına vurgu yapılıyor, aynı zamanda o dönemde kullanılan araçlar (kültür evleri, dernekler, bültenler vb.) masaya yatırılıyordu. Ya da ileriki dönemlerde gündeme gelen birlikler, yanı sıra Greif ve Metal Fırtına’nın ardından sınıf çalışmamıza daha somut olarak giren bağımsız sendikalar var. Bugün ise çok sayıda aracımız var. Platform, sendikalar, birlikler, yayınlar... Daralan ve kendi güçlerine kavuşamayan araçların (ve beraberinde araçlarla birlikte tanımlanan kimliklerin) çalışmayı zorlaştırabildiğini, bu çerçevede bağımsız sendikalar ve birlikler üzerinden tartışmanın gerekli olduğunu düşünüyorum.

İlki bağımsız sendikalar... Greif direnişinin ardından tekstil sendikası, metal direnişinin ardından da metal sendikası gündemimize girdi. Sendikal hareketin tablosu nedeniyle iki sendikanın da kurulmasının haklı ve anlaşılır nedenleri var. Geçmiş kongre değerlendirmelerinde bağımsız sendika üzerinden haklı uyarılar da var. Tam da Metal Fırtına’nın ardından V. Kongre Belgeleri’nde “Taban örgütlülüğüne oturmayan, gücünü buradan almayan bir sendikal örgütlülük, yapısal zaafiyetlerle yüz yüze kalacaktır” deniliyor ve bağımsız sendikalara ilişkin olarak “Sendikal çalışma kendi zeminlerini bulmadığı bir durumda bizim için ayak bağına dönüşecektir” uyarısı yapılıyordu.

Bugün gelinen yerde bu uyarılar çok yerindedir. Sınıf mücadelesi içinde araçlar mutlak değildir. Bağımsız sendikalardan vazgeçilebilir de (ki bunu önermiyorum, Türkiye’de sendikal hareketin mevcut tablosunda yarının kalkışmaları için olması gerektiğini düşünüyorum). Ancak halihazırdaki somut tabloda daha yerli yerine oturması gerektiğini düşünüyorum.

İlki, sınıf çalışmamızın esası fabrika çalışması ve taban örgütlenmesinin yaratılmasıdır. Bağımsız sendikanın işaret edildiği koşullarda, sendika çalışması (sendikal hareketin tablosu ve sektörün tablosu gözetilerek) yerel çalışmanın hedefleri ve yönelimleri sınırlarında olmalıdır. Bu durum, herhangi bir alanda yürütülen çalışma için kuşkusuz bir handikap ve zorluk alanıdır. Sendikanın genel güç ve etkisinin zayıflığının, tekil fabrika çalışmalarını da olumsuz etkilemesi kaçınılmazdır. Ancak güçlerine kavuşamadığı koşullarda bugünün ölçülerinde bu durum kaçınılmazdır diye düşünüyorum.

Bununla bağlantılı olarak ikincisi ise, geçmiş değerlendirmelerimizde ifade ettiğimiz gibi, esas olan fabrika zemininde tabana dayalı örgütlenmedir. Öncelikle sendikanın kendisini örgütlemek değildir. Buna dayanılmadığı koşullarda, zayıf bir sendikanın sökülüp atılması ya da hakim sendikaların hızla içeriye sokulması sonucu ortaya çıkabilmektedir.

Son olarak, metal sendikasının örgütlediği bir fabrikada, bağımsız sendikanın sökülerek yerine Türk Metal’in gelmesinin hiç de zor olmadığı görülmektedir. Ya da alanımızda, bağımsız tekstil sendikasını işaret ettiğimiz bir işyerinde, tabana dayanamadığımız koşullarda, ana firmanın yetkili sendikası olan Teksif’in hızla devreye sokulmasının da aynı şekilde sonuçlanması ihtimali güçlüdür.

(...)

Sektör çalışmaları:

Kuşkusuz bunların başında metal sektörü geliyor. Birlik çalışmasının yansıdığı kadarıyla geçmiş dönem tartışmaları geride kaldı. Temelde sayfa üzerinden yürüyen siyasal müdahale tartışması da geride kalmış gözüküyor. Ancak bir dönemdir elbette farklı nedenlerle sektör çalışmasının politik merkezinde bir zayıflama yaşanıyor. Daha belirgin olarak yeni yayının çıkması sonrasında... Bu doğal olarak sayfanın kendisine de yansıyor. Sektör çalışması elbette sayfaya indirgenemez. Çalışmanın hem kollektif hem de temel aracı olan sayfaya sektör çalışması sınırlarında bakmak gerekmiyor.

Şu haliyle tüm sektörler dahil olmak üzere, geniş işçi bölüklerinin (on binlerce işçinin) izlediği, sözümüzü söyleyebildiğimiz, işçilere ulaşabildiğimiz en temel araçlardan biri. Dolayısıyla, bu temel aracın zayıflamasını engellemek, bu araç üzerinden politik müdahale için tedbirlerin alınması mutlaka gerekiyor.

Geçmiş dönemlerde metal sektörü birlik çalışması esnek aracının örgütlenme biçimlerini programında ortaya koyduk. Alta doğru örgütlenmesi üzerinden çeşitli adımlar da attık. Bugün bir dizi alanda esnek örgüt aracı olarak kullanılmıyor. Başka bir dizi esnek aracın olduğu bir tabloda, bence yerinde bir tutum. Güçlerine dayandığı koşullarda ise değerlendirmek gerekiyor.

Bugün için sektör çalışmasının ihtiyaçlarının, sektöre dönük politikaların daha güçlü şekilde üretilmesi, başta sayfa aracı olmak üzere birliğin sözünün en güçlü şekilde söylenmesi, gelişmeler karşısında refleks tutumların alınması, elbette bu araçların fabrika çalışmalarına müdahale için değerlendirilmesinin esas olduğunu düşünüyorum.

- Geçmiş platformlarda tartışılan sınıfın eylemini örgütlemek, direnişlere müdahale vb. üzerinden, iki kongre arası sürece dair de değerlendirmeler yapmak gerekiyor. Ancak bu başlıkta tek bir noktanın altını çizmeyi tercih ediyorum: Kapı önü direnişleri. Örgütlenme çalışmasında, işten atma sürecinde direniş sergilemek kuşkusuz çok önemli. Direniş iradesini ortaya koymak, içeride devam eden örgütlenme varsa ona kan taşımak, süren örgütlenme çalışmasında içeride yaşanabilecek saldırılara barikat örmek, ilerici kamuoyunu sınıfın gündemiyle harekete geçirmek vb. açısından önemli.

Ancak kapı önü direnişlerini mutlaklaştırmamak, uzun süreye yayılan direnişlerin, fabrika örgütlenmesine katkı ve etkilerini de değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Gözlemlerim, uzun süreli direnişlerin fabrika örgütlenmesini katkısının sınırlı olduğu yönünde.

- Geçmiş dönemlerde parti platformlarında gündeme gelen, son olarak VI. Parti Kongresi’nde de tartışılan “deneyimlerin toparlanması”, “işçiler için eğitim broşürlerinin hazırlanması” hala ihtiyaç olarak güncelliğini koruyor. Parti platformunun, sınıf çalışmamızda etkin bir şekilde değerlendirilecek bu araçların hazırlığını da gözden geçirmesi gerekiyor.

- Siyasal sınıf çalışmasında, esnek araçların işçilerin siyasal bilincinin geliştirilmesinde ve partiye örgütlenmesinde bir sınırı var. İllegal bir partinin doğrudan sözünün işçilere ulaşmasının da sınırları var. Bu açıdan legal devrimci platformun her bir gelişme karşısında refleks geliştirerek, sözünü söylemesi, tutumunu ortaya koyması, parti politikalarını sistematik olarak açıklanması önemli. (...)

*

Tüm bu sorun ve zorluk alanlarının aşılmasında halen belirleyici noktanın ve kilit halkanın, her düzeyde (merkezi, il çalışmaları ve bürolar) politik önderliğe dayalı çalışma tarzının, dinamik, refleksif ve güçlü olarak hayata geçirilmesi olduğu düşünüyorum. Bu çalışma tarzının hayata geçirilmesi için de en katı tedbirlerin (hatta II. Kongre Belgeleri’nde geçtiği üzere “emredici kararların”) alınması gerektiğini düşünüyorum. Kuşkusuz yayınların yönetimi başta olmak üzere.

Politik önderliğin bir diğer ayağı da kuşkusuz canlı devrimci iç yaşamın örgütlenmesini sağlamak (raporlarla, mektuplarla, genelgelerle vb.). Geçmiş platformlarda da dile getirilen bu sorunun aşılmasının da canlı, dinamik, sorunlarını en kısa sürede çözen devrimci bir parti yaşamı için önemli olduğunu düşünüyorum.

(...)

Yayın sorunu:

Yayınlar açısından kuşkusuz en önemli adım devrimci sınıf yayınının çıkartılması idi. PYO’nun sınıf çalışmasında etkili bir araç olarak kullanılmasında yaşanan zorlanmanın ardından yeni bir yayın ihtiyacına karar verilmesi, ön hazırlık süreciyle partiye mal edilmesi vb. önemli idi.

Ancak bence şu an en önemli sorun iki araç arasındaki ilişki ve yayınların politik hedeflerle daha uyumlu bir hale getirilmesi.

Ne dersek diyelim, hayat dijital alandan dönüyor. Birebir temaslarla 15 günde bir işçilere yayını ulaştırsanız bile, kalan zamanda yayın hayatın içinde yok. O açıdan basılı yayının dijital alandan da tamamlanmasının (yazılar, haberler, yorumlar vb.) gerekli olduğunu düşünüyorum. (Alandaki yayın çalışmasına katılan yoldaşlarımızın da önerisi bu yönde.) Dijital alan ise değerlendirmeler dışında haber, yorum vs. ile PYO üzerinden işliyor. Bu açıdan parçalı bir tablo ortaya çıkıyor.

Yayınların işlevlerinin daha net tanımlanması ve yeniden şekillendirilmesinin de bir ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. PYO’nun değerlendirme, açıklama ve tutumlar temelinde bir içeriğe sahip olması, daha işlevsel olacaktır.

Devrimci sınıf yayını geride kalan süreçte ivme kazanmış olsa da, kolektif olarak hala da aşılması gereken yanlar olduğunu düşünüyorum. Kuşkusuz sınıf hareketinin seyri farklı olsaydı yayını daha farklı tartışırdık. Bugünün ölçüleri üzerinden ele alındığında, sayfa sayısının azlığı bir zorluk alanı olmakla birlikte, yayının temel yazılar dışında daha da zenginleştirilmesi bir ihtiyaç. Hayatın içinden beslenen gündemlerle, daha özgün yazılarla, sektörel haber ve değerlendirmelerle güçlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Aynı zamanda yazı hazırlığı için daha fazla emek ve zaman harcamamız gerektiğini de vurgulamalıyım.

(...)

Merve


Üste