M. Efe
Sermaye iktidarı sürekliliğini sağlamak için çok yönlü ve kapsamlı saldırılarını sürdürüyor. Bu saldırılar toplumsal çürüme, yozlaşma, bireycilik vb. eğilim ve tutumlara yol açıyor. Burjuvazi milyonların sömürüsü üzerine kurulu egemenliğini sürdürebilmek için, bu saldırılar sayesinde korku iklimine teslim olan, itaat eden bir toplumu dönemsel ihtiyaçlarına göre sürekli olarak üretiyor.
Burjuvazi tek başına toplumun kültür, düşünüş tarzı, yaşam tarzı vb.’ni şekillendirerek iktidarı elinde tutmuyor. Burjuvazinin egemenliğinin temelini üretim araçları üzerindeki tahakkümü oluşturuyor. Üst yapı kurumları da büyük ölçüde bu zemin üzerinden şekilleniyor. Döneme ve koşullara göre farklı biçim ve görünümlerle karşımıza çıkan mekanizmalarla toplum kuşatılırken, dinci gericiliğin toplum üzerindeki etkisiyle birlikte toplumsal çürüme ve yozlaşma görülmemiş boyutlara ulaşmış bulunuyor. Bireycilik ve korku iklimi toplumun geniş kesimlerini hiç olmadığı kadar kuşatan bir olgudur artık. Toplumun geniş kesimlerinin düzen kurumlarına güvenini yitirdiği, burjuva düzenin kendi yasalarının çiğnendiği, servet-sefalet uçurumunun derinleştiği, kapitalist sömürünün en azgın biçimlerinin hayat bulduğu ülkemizde, bu iklim baskı ve zorbalıkla dayatılıyor. Buna uygun ideolojik zeminler de beraberinde şekillendiriliyor. Toplumsal “rıza” üretme kaygısı dahi duymadan sermaye düzeni ve dinci gerici aparatı yoluna devam ediyor.
Böylece sermayenin egemenliğinin sürdürülmesi sağlanırken, bu süreç toplumu görülmemiş düzeyde yozlaştırıyor ve çürütüyor.
Sermayenin gerici kuşatmasını parçalayalım!
Sermayenin gerici kuşatması toplumda derin etkiler yaratıyor. Tüm toplumsal ilişkileri yeniden yeniden daha geri zeminlerde üretiyor. Eğitim ve kültür alanında büyük bir çürüme ve aşınma yaşanıyor. Bireyler arasındaki ilişkilere etkisi ise kolay kolay silinemeyecek boyutlara ulaşmış bulunuyor. Dün dayanışma üzerine kurulu dostluk, arkadaşlık, hemşehrilik vb. bağlar bugün büyük ölçüde tahrip olmuş durumda. Bu kavramlar artık büyük ölçüde birlikte vakit geçirmek, oyun oynamak, yöre derneğinde çay içmek vb. sınırlarındadır. Dünün dayanışma kültürü, insanların acılarını paylaşmak vb. insani duyarlılıklar büyük ölçüde terk edilmiştir. Herhangi bir sorun yaşandığında “herkes kendi yoluna” anlayışı sergilenmektedir. Gündelik yaşamda bu tür örneklerle her gün karşılaşıyoruz. Örneğin; şiddetle karşı karşıya kalan kadın, çocuk vb. olaylarda birçok kişi müdahale eder ve engellerdi. Artık duyarlılık gösteren kişi sayısı çok azdır. Birçok kişi “başıma bela almayayım” düşüncesiyle sessiz kalabiliyor.
Fabrikalarda da benzer durumlar söz konusu. Düşük ücrete çalıştırılan işçiler tepkilerini ortaya koymaktan kaçınıyorlar. Bir arkadaşları ağır çalışma koşullarına, düşük ücretlere, baskıya ses çıkardığında ise, haklı olduğunu bilmelerine rağmen, “aptal işinden olacak”, “sana mı kaldı hak aramak” gibi ifadelerle suçluyorlar. Benzer örnekleri çoğaltabiliriz.
Bu tür tutumların yaygınlaşması egemenlerin ekmeğine yağ sürmektedir. Çünkü bireycilik, bencillik, korkunun yayılması, kitleleri istedikleri gibi yönlendirmelerini kolaylaştırıyor. Bu zihniyetin hakimiyet alanının genişlemesi baskı aygıtlarının kitleler üzerinde daha etkili olmasını, sessiz ve sinik kalmalarını sağlıyor.
Sermaye ve iktidar tarafından kitleleri sindirmek için kullanılan en etkili yöntemlerden biri de zindana tıkma tehdididir. En sıradan paylaşımları üzerinden, demokratik hak ve özgürlükler için yapılan eylemlere katıldıkları için insanlar zindanlara atılıyor ve bu medya vb. üzerinden toplumu sindirmenin bir aracına çevriliyor.
Bir bütün olarak bunlar toplumsal çürüme ve yozlaşmanın, bireyciliğin ve yabancılaşmanın zeminlerini oluşturuyor.
Bu süreçten toplumun bir parçası olan devrimci ve ilerici güçlerin de etkilendiğini söylemek gerekiyor. Yoldaşlık ilişkilerinden kitle bağlarına, gündelik yaşamdan toplumsal yaşamın her alanına, kolektif düşünme, davranma ve bunun zeminlerini oluşturma çabasının zayıflamasından sevgi ve dostluk bağlarına kadar geniş bir alanda kendini dışa vurabilen aşınmalardan söz etmek mümkün.
Fakat devrimci ve ilerici güçler bu etkiyi sınırlayacak bilinç ve birikime sahiptir. Mesele bu bilincin gereklerine uygun bir iradi çabayla düzenin yozlaştırıcı ve çürütücü etkilerine karşı mücadelede kararlı davranmaktır. Bunun yolu da devrimci dünya görüşümüzün yarattığı bilinç açıklığının gereklerini yerine getirmekten ve deneyimlerden süzülmüş birikimden faydalanmaktan geçiyor. Bu, kolektif emeğimizin ürünü olan devrimci siyasal çalışmamıza ve tüm topluma karşı sorumluluğumuzdur.
Devrimci ve ilerici güçler, toplumsal yozlaşmaya, çürümeye, bireyciliğe, korku iklimine karşı güçlü bir tutum sergiledikleri ve kitlelerle güçlü bağlar kurduklarında hâkim havayı dağıtacak olanakları sağlayacaklardır. Tarihsel deneyimler en gerici dönemlerde bile devrimci iddia, irade, kültür ve kolektif zihniyetin güçlü etkileşimler ve değişimler yarattığına tanıktır.
Toplumu değiştirmek için kendi zayıflıklarımızla hesaplaşalım!
Devrimci kadro kendi zaafları ve zayıflıkları ile ne kadar hesaplaşır ve aşarsa, devrimcilik çıtasını o kadar yükseltmiş olur. Sorunlarının/zaaflarının üzerine giden, yoldaşının sorunlarını ve zaaflarını kendi zaafını gerekçelendirmenin bahanesine çevirmeyen, kendine ve yoldaşına devrimci müdahalede bulunan bir devrimci, kolektif-örgütlü devrimciliğin daha ileri düzeyden inşa edilmesini sağlar. Böylece işçi sınıfını devrim davasına kazanmak için en önemli silahını kuşanmış olur. Devrimciliğin en önemli silahı örgüttür, örgütün varoluş koşulu ise devrimci kolektivizmdir. Kolektivizmi zayıflatacak tutumlar devrimciliği de giderek aşındıracaktır.
Devrimci kolektivizm baskı ve sömürü üzerine kurulu düzeni yıkma ve işçi sınıfının iktidarını kurma iddiası-iradesini kuşanmakla başlar. Mücadelenin içinde gelişir ve giderek geçmişin kirinden pasından arınmayı sağlar. Küçük değişimlerle başlayan devrimcileşme süreci zaman zaman hızlı, zaman zaman yavaş gelişim seyri izler. Bireyin iradesi ve çabası bu süreçte önemli bir rol oynasa da tek başına yeterli değildir. Kolektifin bir bütün olarak iç yaşamı, eğitimi, gelişimi, birikimi, sorunlu alanlara müdahale kapasitesi gibi etkenler de bireyin kolektifle daha ileriden bütünleşmesinin koşullarını oluşturur. Bu nedenle devrimci kolektivizmin bir parçası olmak için bireysel eğitim, iradi çaba, sorunların üzerine gitme gücü sergilediğimiz kadar, kolektifin bütünü üzerinden açığa çıkan sorun ve zaafların üzerine de devrimci kolektivizmin yapıcı yöntemiyle gitmemiz gerekmektedir.
Küçük sorunlar kolektivizmi sınırlar!
Devrimciler kendilerini kolektif emeğin bir parçası olarak görürler. Devrimci kolektivizm aynı zamanda ortak davaya omuz vermiş bireylerin birbirlerine geliştirici müdahalesidir. Yoldaşlar topluluğunun örgütsel, siyasal ya da bireysel sorunları vb. birlikte tartışması, ortak irade oluşturması ve çözümler bulmaya çalışmasıdır. Bunlardan kaçmak, gereksiz ve vakit kaybı görmek kolektivizme vurulmuş en büyük darbedir. Yer yer bu gibi durumların yaşandığı çalışma alanlarında küçük sorunlar büyütülmekte, bu da yıpratıcı ve kolektif işleyişi sekteye uğratan sonuçlara yol açmaktadır. Bu tutum ve davranışlar devrimci iddianın zayıflaması değilse eğer, gerici eğilimlerle hesaplaşma cüretinin ortaya koyulamamasının bir göstergesidir. Bir devrimci kendini, yoldaşını, faaliyetini geliştirmek istiyorsa eğer, bu gibi davranışlardan sakınmalı, kendi gelişimini kolektifin gelişiminden ayrı görmemelidir. Gelişim tek başına ideolojik-politik bir birikim elde etmek değildir. Bunu tamamlayacak olan, yoldaşlık bağları, ortak tartışma, karar alma, paylaşma bilinci ve kültürünü ilerletmektir aynı zamanda. Bunların hepsi bir bütündür. Birinin olmadığı yerde devrimcilik gerçek zemininden yoksun demektir.
Partimiz bu konuda önemli bir birikime ve deneyime sahiptir. Bu birikim ve deneyim içselleştirmek parti saflarında ve çeperinde yer alan tüm yoldaşların temel görevidir.
Partinin düzeyine ulaşalım!
Sermaye devleti yıllardır devrimci örgütü fiziken yok etmek, ideolojik olarak tasfiyeye sürüklemek için sistematik adımlar atıyor. Örgütlü kolektif mücadele yerine bireycilik, örgütlü alanın dışına kaçma, bunun bir biçimi olarak aktivizm vb. döne döne öne çıkartılarak, örgüt ve mücadele bilinci zayıflatılıyor.
Bu saldırılar saflarımızı da şu veya bu düzeyde etkilemiş, bunun bilincinde olan partimiz bu zayıflığın üzerine gitmiş, kolektif bilinç ve buna dayalı pratiği diri tutmuştur. Buna rağmen bu alanda kat edilmesi gereken mesafe vardır. Her bir yoldaş bu yönüyle de partinin toplam birikimini irdeleyerek, yıllar içerisinde yarattığı düzeyi yakalamalıdır.