Yurtdışı örgütlenmesi ve çalışması, devrimci ve reformist kanatlarıyla Türkiye sol hareketinin tarihinde önemli bir yere ve yarım asırlık bir geçmişe sahiptir. Dolayısıyla bu, yarım asırlık bir birikim ve deneyim demektir. Ancak, bu deneyim ve birikimle varılan sonuç arasında uçurum bulunmaktadır. Gelinen aşamada yurtdışında varlık gösteren sol güçlerin tümü de her alanda ciddi bir gerileme, zayıflama ve “çözülme” süreci içindedir. 1960’lı yıllarda işçi göçüyle oluşan kitlesel zemin ve 12 Eylül karşı-devriminin ardından gelişen ve uzun yıllar devam eden mülteci dalgası, sol hareket için her bakımdan önemli olanaklar yarattı. Bu kendisini, önemli bir kadro ve militan gücüne, kimi örgütler şahsında ise binleri bulan kitle desteğine sahip olmak biçiminde somutladı. Ancak gelinen yerde sol hareket, kadro, militan ve taraftar güçlerinde belirgin bir erime ve güç kaybı yaşamaktadır. Kitle bağları ve tabanı çok zayıflamış, örgütsel yapı daralmış, çalışma ve örgütsel kapasitesi ciddi biçimde gerilemiş bulunuyor.
Yakın döneme kadar yurtdışının en örgütlü, en kitlesel ve en etkili siyasal güçlerden biri olan Kürt ulusal hareketi de artık bu genel tablonun dışında değildir. Hala de sahip olduğu çok önemli imkanlara, kadrosal ve kitlesel gücüne rağmen, farklı biçim ve düzeylerde de olsa o da belirgin bir güç ve mevzi kaybı yaşamaktadır. Önemli birçok nedenden kaynaklanan ve yeni olmayan Kürt hareketindeki bu gerileme ve zayıflama, “yeni süreç”le birlikte farklı bir boyut kazanmış görünüyor. Dolayısıyla yurtdışı alanı, geçmiş dönemlerin politik canlılığından, sol hareketin maddi ve manevi gücü ile mücadele dinamizminden önemli ölçüde uzaklaşmış durumda.
Solda kimlik erozyonu, örgütsel “çözülme” ve devrimci değerlerden uzaklaşma
Bu tablonun ortaya çıkmasında sosyalizmin yaşadığı güç ve prestij kaybı, dünya ölçüsünde uzun yıllara yayılan sınıf ve kitle hareketindeki durgunluk, dünyada ve Türkiye’de son kırk beş yıla damgasını vuran siyasal gericilik, Türkiye sol hareketinin kendisini ideolojik ve programatik bakımdan yenileyememesi, “yenilenme” iddiasında olanların ise bir dizi temel konuda devrimci ideolojik kimliğini yitirmesi, konjonktürel gelişmeler karşısında oradan oraya savrulması ve gelişmelerin arkasında sürüklenmesi, söz konusu etkenler arasındadır. Yurtdışı çalışmasında izlenen yanlış çizginin sonucu olarak içe kapanıklık ve ulusal dar görüşlülük, Türkiye merkezli ve takvimsel faaliyetlere sıkışmış çalışma anlayışı, yaşanılan ülkelerin iktisadi, siyasi ve toplumsal süreçlerinin dışında olma ve bunları siyasal çalışmaya konu etmeme, sıralanabilecek öteki etkenlerdir.
Öte yandan, Avrupa’nın iktisadi, toplumsal, siyasal ve kültürel ortamı, her türden çürüme ve çözülmenin, mültecileşmenin ve tasfiyeciliğin yeşerdiği güçlü bir zemindir. Bu zemin, sözü edilen yapısal zaafların ifadesi olan etkenlerle birleşmiş ve mevcut tabloyla yüz yüze kalınmıştır.
Niyetlerden bağımsız olarak gelinen bu aşamada, artık azınlık düzeyine inmiş samimi devrimcilerin özverili ve içtenlikli çabalarına rağmen, yurtdışındaki Türkiye sol hareketi samimiyet ve ciddiyet sorunu yaşamaktadır. Onun yurtdışındaki kadro, militan ve taraftar kitlesinin önemli bir bölümü ise ciddi bir kimlik erozyonu ve dejenerasyon içindedir. Bir dönem mücadeleye bağlılık, fedakârlık, ciddiyet, devrimci çizgide ve ilkelerde hassasiyet ve devrimci değerler üzerinden kurulan ilişkiler, giderek politik içerikten yoksun sosyal çevre ilişkilerine dönüşmektedir. Bu durum yalnızca taraftar kesimlerinde değil, ileri taraftar çevrelerinde ve hatta alt kademe kadrolarda da gözlenmektedir. Yapısal zayıflıklar bununla da birleşince, sol hareketlerin eski heyecanından, gücünden, devrimci ideolojik kimliğinden, moral değerlerinden ve iddiasından yazık ki geriye az şey kalmış bulunmaktadır.
Tam da bu zemin üzerinde sol hareketi içten içe kemiren bir diğer tehlikeli olgu da deşifrasyon ve dedikodu ortamının güçlenmesi, güven ve inandırıcılığın büyük darbe almasıdır. Küçümsenmeyecek taraftara, binleri bulan kitle desteğine ve önemli bir kadro gücüne sahip olanların yaşadığı erime ve güç kaybının gerisinde yukarıda belirtilen etkenler vardır. Öyle ki bazı akımlar, Türkiye’den her aşamada yurtdışına gelen yeni taraftar ve kadrolarla güçlerini belli ölçülerde “yenilemiş” olmasalardı, bugün çok daha ağır bir varlık sorunuyla yüz yüze kalabileceklerdi.
Daha da kaygı verici ve kötü olan ise, bu gidişatın durdurulamaması, yanı sıra yaşanan bu çözülme ve bozulmanın artık olağan karşılanmaya başlanması, böylece giderek daha da yaygınlaşmasıdır. Her alanda yaşanan kan kaybından ve zaten bir hayli daralmış bulunan güçleri kaybetme korkusundan dolayı akıl almaz bozucu eğilimler ile uzlaşılmakta, çürütücü sorunlara devrimci temelde müdahale etmede isteksiz ve dahası ciddiyetsiz davranılmaktadır. Devrimci ölçü ve değerlerin sulandırılması karşısında durumu idare etme yaklaşımı gösterilmekte ve liberal tutumlar sergilenmektedir. Tüm bunlara karşı devrimci değerler ve ilkelere dayalı kararlı bir mücadele sürdürülmediği sürece, bu dejenerasyon sürecinin daha ağır sonuçlarıyla yüz yüze kalmak kaçınılmaz hale gelecektir. Yazık ki yaşanan da budur.
Bu iç karartıcı tablo, Türkiyeli sol akımların var olan ölçüler içinde çalışmanın “sürekliliğini” sağladıkları ve bugüne kadar örgütsel yapılarını korumayı başarmış oldukları gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Ama bu durum, devrimci olmak iddiasında olan siyasal bir akımın yaşamsal niteliklerinden biri olan ciddiyet ve samimiyet ölçülerindeki aşınmayı, dahası bu sorunun giderek kanıksanmasını ve önemsenmez hale gelmesini perdeleyememektedir. Ciddiyeti ve samimiyeti, devrimci ilke ve değerleri önemsememek, sol hareketi belirleyen ortak özellik haline gelmiş bulunuyor. Bu durumun kadrolara, çalışmayı omuzlayan güçlere ve devrimci örgütsel yaşama nasıl yansıdığı tüm açıklığı ile ortadadır. Yaşananların bir sonucu ve öteki boyutu ise ne yazık ki mültecileşmedir.
Devrimci kimliği ve örgütsel düzeyi korumak
Peki bu tablo içinde partimizin yurtdışı örgütü ne durumdadır? Biz de aynı coğrafyada, aynı toplumsal-siyasal atmosfer içerisinde yaşıyor, aynı nesnel koşulların ve aynı çürütücü basınçların etkisi altında örgütleniyor ve siyasal çalışma yürütüyoruz. Bu nedenle, mevcut tablo farklı düzeylerde ve biçimlerde de olsa bizim saflarımızı da çeşitli yönlerden etkilemektedir. Fakat partimizin üstünlüğü sorunlardan muaf olmasında değil, onları görme, onlarla yüzleşme ve devrimci temellerde müdahale edebilme kapasitesindedir; her koşulda ilke ve değerlerini koruma kararlılığındadır. Bundan dolayıdır ki, özellikle ilke ve değerler ile ciddiyet, samimiyet ve moral üstünlükler planında farklı bir yerde durmaktayız. Bu sayede, elbette tümüyle değil ama önemli oranda bu tablonun dışında durduğumuzu söyleyebiliriz.
Yurtdışı örgütümüzün yanı sıra yurtdışı çalışmasını ve örgütlenmesini omuzlayan güçlerimiz üzerinden de bu nesnel bir gerçekliktir. Bunda şaşıracak bir şey yoktur; zira her şeyden önce partimizin kendisi her alanda ve her açıdan niteliksel bir düzeydir. Bu düzey, her alandaki çalışmasına olduğu gibi, yurtdışı çalışma ve örgütlenmesine de yansımış, ayrıca verilen emek ve çabanın ürünü olarak devrimci ilke ve değerler titizlikle korunmuştur.
Bu olgusal gerçek, temel önemde zaaf ve zayıflıklarımızın olduğu, bizim de saflarımızda tartışmalı, yıpranmış ve belli ölçülerde tahrip olmuş, güç ve enerjisini yitirmiş insanların olmadığı anlamına gelmiyor. Bununla birlikte, partimizin yurtdışı örgütünde belirleyici olan bunlar değil. Ayrıca partimiz, sahip olduğu devrimci ideolojik çizgisi, örgütsel kültürü, devrimci ilke ve değerleri sayesinde, söz konusu etkilere karşı sistematik bir mücadele yürütmüş ve bunda önemli ölçüde başarı da sağlamıştır.
Bugün bizim açımızdan asıl sorun, devrimci ilke ve değerler alanında yaşanan bir aşınma-bozulma değil, siyasal çalışma ve örgütlenme alanında ortaya çıkan atalet ve zayıflıklardır. Sorunun temel halkası, sahip olunan ideolojik ve örgütsel birikime rağmen çalışma temposu, inisiyatif, mücadele dinamizmi, kadrolaşma ve kadro eğitimi, sürekliliği sağlanmış hedefli bir çalışma ve güç olma alanında ortaya çıkan zayıflıklardır. Bu ise kuşkusuz daha farklı bir sorun ve güçlük alanıdır, çözümü de farklıdır. Dolayısıyla yaşadığımız sorunlar, sol harekette yaşanan kimlik erozyonu ve tasfiyeci-mülteci çözülme olgularıyla özdeşleştirilecek şeyler değildir.
İmkanlarımızın, kadrosal gücümüzün ve kitle tabanımızın sınırlılığına rağmen, çeşitli dönemlerde değişik gündemler ve süreçler üzerinde bazen gücümüzün ötesinde anlamlı bir çalışma kapasitesi ortaya koyduğumuz ve belirli bir örgütsel düzeyi koruduğumuz da tartışmasızdır. Birçok alanı kesen önemli yetersizlikler ve zayıflıklarımıza rağmen esasında gücümüzü, ilişkilerimizi, ilkelerimizi, hassasiyetlerimizi ve ciddiyetimizi korumayı ve daha da önemlisi, özellikle de gençlik olmak üzere yeni güçlere ulaşmayı ve belli bakımlardan ilerlemeyi başarabildik.
Fakat bizim için sorunun esası bundan ibaret olmadığı gibi, parti kimliği ve düzeyi üzerinde bakıldığında fazlasıyla tartışmalı yanlarımız olduğu ve bir dizi üstünlüklerimizi teselli konusu yapamayacağımız da açıktır. Bizim için temel sorun, bu iç karartıcı ve çürütücü mevcut tablo içinde ideolojik kimliğimizi, örgütsel düzeyimizi, ilkelerimizi, kadrosal niteliklerimizi, çalışma ve örgütsel kapasitemizi, moral değerlerimizi ve devrimci iddiamızı koruyup geliştirmektir. Zira bunların kaybedildiği yerde her şey kaybedilecektir. Ayrıca ancak bu zemin üzerinde yurtdışı çalışmasına bir soluk kazandırıp geliştirebiliriz.
Dolayısıyla belirtilen esaslar üzerinde her alanda gelişmeyi hedeflemek ve bunun gereklerini yerine getirmek, yurtdışı örgütümüzün önünde temel bir sorumluluk olarak durmaktadır. Türkiye’de büyüyen, güçlenen ve sınıf eksenli bir yönelim temelinde mevziler kazanan bir parti olabilmek, bunu yurtdışındaki güçlerimize, Türkiyeli işçi ve emekçilere ve samimi devrimcilere gösterebilmek, yurtdışındaki çalışmanın seyri açısından önemli imkanlar yaratacaktır.
Yurtdışı politikalarımıza uygulama gücü kazandırmak
Türkiye devrimci hareketinin ideolojik-politik platformundan kopup komünist bir hareket olarak tarih sahnesine çıkışımızın daha ilk döneminde, geleneksel küçük-burjuva akımların yurtdışı çalışması ve örgütlenme anlayışı ideolojik bir eleştiriye tabi tutulmuştur. Türkiye solunun yurtdışı örgütlenme pratiği ulusalcı-milliyetçi darlık ve içe kapanıklık olarak mahkûm edilmiştir. Bu yaklaşımdan hareketle, proletaryanın devrimci ve enternasyonalist bakış açısı temelinde bu özgün alanda yürütülecek siyasal çalışmanın esasları ve ilkeleri ortaya konulmuş, daha en başından itibaren, Türkiye’de iktidar mücadelesi yürüten komünist bir hareketin Avrupa’daki çalışmanın esaslarına dair önemli açıklıklar sağlanmıştır. 1996 yılında gerçekleştirilen Yurtdışı Temsilciler Konferansı’nda ise sağlanan açıklıklar daha da geliştirilip derinleştirilmiştir.
Yurtdışı örgütümüz geleneksel yaklaşımlardan ayrışan bir tutum geliştirmiş olsa da, yaratılan açıklıkların örgütsel ve pratik karşılığı sınırlı olmuştur. Dolayısıyla bugün temel sorunumuz, ulaşılan açıklıklar ve mevcut birikimimiz üzerinden sınırlılıklarımızı aşmak, bunu sağlayacak adımları somutlamak ve yurtdışı politikalarımıza uygulama gücü kazandırmaktır.
Burada tayin edici halka, yurtdışı önderlik kapasitesinin ve merkezi siyasal-örgütsel yönlendirme gücünün daha da geliştirilmesidir. Bu alanda hala da yetersizlikler yaşanıyor olmakla birlikte somut bir gelişme dinamizmi ve olanağı yakalanmıştır. Devrimci örgüt bilinci ve disiplini, kolektif çalışma tarzının oturtulması, meclislerin ve yerel çalışma komitelerinin daha düzenli ve işlevli hale getirilmesi, bölgelere dönük siyasal müdahalelerin artırılması ve güçlerimizin yanı sıra çevre ilişkilerimizin daha örgütlü bir zemine çekilmesi gibi alanlarda katedilen mesafe bunu göstermektedir.
Tüm bunlar, yurtdışı çalışmasının daha ileri bir örgütsel ve siyasal düzeye taşınabilmesi bakımından yaratılan önemli bir birikim ve kazanımdır. Buna yaslanarak, mevcut toparlanma eğilimini daha ileri bir gelişme düzeyine taşımak temel bir sorumluluk olarak önümüzde durmaktadır. Bunun için ihtiyaç duyulan şey, kadrolaşmak, siyasal inisiyatif ve müdahale kapasitesine sahip, kendine yeten yerel organlar, disiplinli ve kolektif bir devrimci örgütsel yaşam, sağlam bir ideolojik bakış ve devrimci kimlik ve tüm çalışma alanlarını kapsayan planlı-pratik bir yoğunlaşmadır.
Yurtdışındaki siyasal ve örgütsel çalışmamızın taşıyıcı güçleri, belli bir gençlik kitlesini de kapsıyor olsa da, ağırlıklı olarak ‘70’li yılların devrimci kuşağından yoldaşlardır. Çeşitli nedenlerden dolayı, bu bileşimle hedeflenen düzeyde bir yurtdışı çalışması ve örgütlenmesini geliştirebilmek önemli sınırlılıklar taşımaktadır. Bu nedenle, yurtdışı politikalarımıza gerçek bir uygulama gücü kazandırabilmek, yeni güçlere ulaşmayı, yurtdışı örgütümüzü gençleştirmeyi zorunlu hale getirmektedir.
Bu açıdan temel çalışma alanlarımız sınıf, gençlik ve kadın çalışmasıdır. Söz konusu alanların hangi perspektiflerle ele alınması gerektiği konusunda partimizin önemli açıklıkları ve birikimi bulunmaktadır. Avrupa’daki siyasal faaliyet ve örgütlenmemizin temel dayanak alanları olarak sınıf, gençlik ve kadın çalışması, bugün ileri örneklerle birlikte önemli zaaf ve yetersizlikleri de iç içe taşımaktadır.
Sınıf, gençlik ve kadın çalışması alanında sorunlar ve görevler
Sınıf çalışması alanında, başından itibaren siyasal faaliyetin, geniş kitlelere seslenen genel bir propaganda-ajitasyon çalışmasının ötesinde, özellikle sınıf eksenli bir çalışma-örgütlenme perspektifiyle ele alınması gerektiği ortaya konuldu. Yurtdışı çalışmamızın “sınıfa karşı sınıf” perspektifi temelinde yürütülmesi, partinin en başta ortaya koyduğu temel politik yönelimlerden biri oldu. Ancak buna rağmen, işçi sınıfını merkeze alan sürekli, sistemli ve örgütlü bir faaliyet hattı pratikte hayata geçirilebilmiş değildir. Mevcut güçleri bu alana yönlendirmede müdahaleci tutumlar gösterilmekle birlikte belirgin bir zayıflık yaşanmaktadır. Yurtdışı çalışmasının halen önemli ölçüde genel siyasal faaliyet sınırlarında ele alınması, sınıf eksenli çalışma ve örgütlenmenin ise pratikte tali bir alan gibi görülmesi, bunun temel nedenlerinden biridir. Gerisinde daha temelli bir dizi başka nedenler de vardır.
Bugüne kadarki sınırlı deneyim, bu alanda ısrarlı ve planlı bir yönelim olduğu ölçüde sonuç alınabildiğini göstermektedir. İşçi Komisyonu’nun yıllara yayılan çabası ve özellikle bir çalışma bölgemizde ortaya çıkan başarılı deneyim, bunun somut göstergesidir. Ne var ki bu örnekler henüz genelleşmiş, genel bir çalışma tarzına dönüşebilmiş değildir. Bir çalışma bölgesi dışında kalıcı ve süreklilik taşıyan bir sınıf çalışmasının yaratılamamış olması, sorunun yalnızca imkân eksikliğinden değil, aynı zamanda ideolojik bakışın sindirilmemesi ve bunun ürünü olan yönelim zayıflığı ve pratik yoğunlaşma zaafından kaynaklandığını göstermektedir. Bu nedenle mevcut güçlerin sistemli biçimde işçi sınıfına yönlendirilmesi, çalışma tarzının buna uygun olarak yeniden örgütlenmesi ve sınıf çalışmasının yurtdışı faaliyetinin gerçek ekseni haline getirilmesi temel bir ihtiyaç olmaya devam etmektedir. Bunu belli bakımlardan ve sınırlı ölçüde ama liberal reformist tarzda başarabilen istisna akımlar vardır ve bunu devrimci tarzda başarma sorumluluğu önümüzde durmaktadır.
Gençlik çalışması alanında uzun yıllara dayalı deneyimlerimiz ve pratik yönelimimiz var. Özellikle son on yılda bu yönelim çok daha bilinçli, örgütlü, hedefli ve ısrarlı bir karakter kazanmış, bunun anlamlı sonuçları da ortaya çıkmıştır. Verilen emeğin ve yoğunlaşmanın düzeyi gözetildiğinde alınan mesafe önemli yetersizlikler barındırsa da, artık yurtdışında gençlik çalışması alanında önemli bir yer tutan temel siyasal akımlardan biriyiz. Gençlik içerisinde farklı uluslardan gençleri saflarına kazanan, süreklilik taşıyan ve zaman zaman öncü müdahaleler gerçekleştirebilen bir birikim ve deneyime sahibiz. Bugün bu birikim, henüz başlangıç aşamasında olsa da iki yeni ülkeye daha taşınmış durumda. Sahip olduğumuz deneyim, imkan ve birikimimiz, mevcut gençlik çalışmasını güçlendirmek, geniş gençlik kitlelerine ulaşmak, buradan kadrolaşmak, büyüyerek güç haline gelmek ve yurtdışı parti çalışmasını gençleştirmek bakımından belirleyici bir önem taşımaktadır. Nesnel koşullar, mevcut deneyim ve biriken olanaklar, gençlik içinde büyüme potansiyellerine işaret etmektedir.
Ulaşılan birikimin kalıcılaşması ve bir siyasal güce dönüşmesi, gençlik çalışmasının daha planlı, daha sistematik ve örgütsel sürekliliği güvenceleyen bir müdahaleyi gerekli kılıyor. Aslında bu yapılıyor da... Sorun daha çok gençlik çalışmamızın kendi önderlik organı alanındaki zayıflıklarında kaynaklanıyor. Özellikle gençlik içerisindeki ilişkilerin siyasal eğitimi, örgütsel bağlarının güçlendirilmesi ve genç kadro birikiminin yaratılması konusunda ısrarlı bir çaba söz konusudur. Ancak gençlik çalışmamızı sürükleyen yoldaşların temel önemde zayıflıkları bulunmaktadır. Bunun nedenleri konusunda bir açıklığa sahibiz ve aşmak için gençlik içindeki kadrolarımızın özel inisiyatifleri belirleyici önem taşıyor. Çalışmanın sürükleyicisi olan bazı kadroların onları aşan geçici nedenlerden dolayı çalışmaya doğrudan müdahale edememeleri de mevcut tablonun nedenleri arasındadır. Öte yandan, gençlik faaliyeti yürüten bazı siyasal akımların deneyimleri de incelenmelidir. Zira çalışmanın içeriğinden ve niteliğinden bağımsız olarak başarılı sayılabilecek örnekler bunlar.
Kadın çalışması alanında, geçmiş dönemin zaaf ve zayıflıklarını aşmaya dönük belli imkanların biriktiği bir süreçten geçiyoruz. Çalışmanın daha merkezi bir eksende toparlanması ve farklı bölgelere yayılmasıyla önemli bir potansiyeli oluşmuş ve belli pratik adımlar atılmış bulunuyor. Enternasyonal Kadın Komisyonu, mevcut sınırlılıklarına rağmen, kadın çalışmasına süreklilik kazandırmada, kadın çevremizin partiyle bağlarının güçlendirilmesinde ve bazı alanlarda ataleti kırmada önemli bir rol oynamaktadır. Uzun süredir kesintisiz biçimde sürdürülen eğitim çalışması, komisyonu ayrı bir düzeye taşıdığı gibi çalışmanın ilerlemesine de ivme kazandırmıştır. Kadın çalışmasının yerellere yayılması, bir dizi bölgede etkinlikler gerçekleşmesi, kimi bölgelerde yerli kadın gruplarıyla çalışılması, Dünya Kadın Konferans’larında temsil edilmesi, atılan önemli adımlardır.
Atılan bu anlamlı adımlara ve belli bir çalışma-örgütlenme düzeyine ulaşılmış olunmasına rağmen, emekçi kadın çalışmamızın katettiği mesafe sınırlıdır. En temel ihtiyaç, yerellerde işçi ve emekçi kadınlara dayanan kalıcı ilişkiler yaratabilmek, çalışmayı özellikle de genç kuşak kadınların katılımıyla güçlendirmek ve faaliyeti yalnızca dönemsel yoğunlaşma sınırlarından çıkararak süreklilik taşıyan siyasal-pratik bir zemine oturtabilmektir. Bugünkü nesnel koşullar, derinleşen ekonomik-sosyal yıkımın kadın emekçiler üzerindeki ağır sonuçlarını siyasal çalışmanın konusu yapmak bakımından önemli imkanlar sunmaktadır. Ancak bu imkanların değerlendirilmesi, Kadın Komisyonu’nun her bakımdan ve açıdan güçlendirilmesini, inisiyatifli yerel kadın çalışma gruplarının yaratılmasını, mevcut güçlerin ideolojik-politik eğitimini ve alışılmış çalışma tarzının aşılmasını gerektiriyor. Bunun maddi ve potansiyel imkanlarına sahibiz.
Enternasyonal çalışmanın güçlükleri,
sorun alanları ve büyüyen imkanları
Enternasyonal ilişkilerin geliştirilmesi ve içinde bulunduğumuz ülkelerdeki ilerici-devrimci akımlarla ortak çalışma zeminlerinin güçlendirilmesi, yurtdışı faaliyetimizin temel önemdeki alanlarından biridir. Bugün çalıştığımız bazı ülkelerde yerli siyasal güçlerle kurulan ilişkiler, geliştirilen ortak pratikler ve etkinlikler bu bakımdan anlamlı deneyimler ortaya çıkarmıştır. Bu deneyimler, siyasal faaliyetimizin etki alanını genişletmekte ve yerli ilerici-devrimci akımların partimizi daha yakında tanımasını sağlamaktadır. Aynı zamanda güçlerimizin politik ufkunu geliştirmekte, bulunduğumuz ülkelerin gerçekliğiyle daha derin bağlar kurmasını sağlamakta ve mücadeleyi daha ileri düzeyde örgütleme imkanları yaratmaktadır.
Yerli siyasal güçlerle geliştirilen ortak çalışma pratiği, çalışmamızı dönemsel etkinlikler ve kampanyalar ile Türkiye gündemli olmaktan çıkaracak, içinde yaşadığımız ülkelerin siyasal, toplumsal ve sınıfsal süreçlerine daha etkin müdahale edebilme olanaklarını genişletecektir. Bulunduğumuz ülkelerin sınıf mücadelesi dinamiklerinden kopuk, kendi içine kapanmış ve yalnızca göçmenlerle sınırlı bir çalışmanın, bakış açımızı yansıtmadığı gibi uzun vadede daraltıcı ve tüketici bir rol oynayacağı açıktır. Bu nedenle temel görev, ortak mücadele alanlarını genişletmek, sınıf eksenli enternasyonal bağları güçlendirmek, yerli devrimci, ilerici ve emek eksenli güçlerle daha kalıcı ilişkiler geliştirmek ve bunu somut mevzilere dönüştürebilmektir.
Avrupa’daki toplumsal-siyasal gelişmeler, hem bu bakış açısını hayata geçirilmesi hem de mevcut sorunların aşılması bakımından önemli imkanlar sunmaktadır. Derinleşen ekonomik kriz, işçi ve emekçiler bunaltan ağır sömürü ve yıkım politikaları, sınıf hareketindeki canlanma, göçmen düşmanlığı ve ırkçılığın yükselmesi, gençlik içerisinde büyüyen geleceksizlik duygusu ve emperyalist savaş politikalarının yarattığı sonuçlar, devrimci siyasal faaliyet açısından güçlü bir nesnel zemin oluşturmaktadır. Bugün birçok ülkede gelişen grevler, direnişler, anti-faşist eylemler, gençlik ve kadın hareketleri, devrimci güçlerin müdahalesine açıktır ve önemli imkanlar sunmaktadır. Dolayısıyla, bulunduğumuz alanlarda sınıf eksenli çalışmayı güçlendirmek, sendikal alanlarla bağları geliştirmek, yerli ilerici-devrimci güçlerle ilişkileri kalıcılaştırmak ve ortak mücadele deneyimlerini çoğaltmak özel bir önem taşımaktadır. Enternasyonal ilişkiler dayanışmanın ötesine geçebilmeli, devrimci siyasal faaliyeti yaşadığımız ülkelerdeki sınıf mücadeleleri içerisinde güçlendirmeyi hedeflemelidir.
***
Buraya kadar özetlemeye çalıştığımız tablo, yurtdışı çalışmasının sorunları, güçlükleri, olanakları ve ne yapılması gerektiği konusunda genel bir çerçeve sunuyor. Bugün bizim için sorun, yalnızca mevcut örgütsel varlığı korumak değil, ideolojik açıklık, devrimci değerler, örgütsel ciddiyet ve sınıf eksenli siyasal yönelim temelinde kendini üretebilen ve büyütebilen bir çalışma kapasitesi yaratabilmektir.
Partimizin ideolojik birikimi, politik açıklıkları, örgütsel deneyimi, sahip olduğu moral değerler ve sınıf içinde tuttuğu mevziler vb. bu doğrultuda ilerleyebilmek açısından önemli dayanaklar sunmaktadır. Yapılması gereken, bu birikimi daha güçlü bir pratik müdahaleyle birleştirebilmek, her alanda daha planlı, daha sistemli ve sonuç alıcı bir çalışma tarzını egemen kılabilmektir. Ancak bu yolla mevcut sınırlılıkların aşılması, yeni güçlere ulaşılması ve yurtdışı çalışmasının daha ileri bir siyasal-örgütsel düzeye taşınması mümkün olabilecektir. Bu ise, daha güçlü ve yönlendirici bir yurtdışı parti örgütü, siyasal inisiyatif ve müdahale kapasitesi, gelişmiş yerel çalışma komiteleri, kadroların ve çalışmayı omuzlayan güçlerimizin ideolojik, örgütsel ve devrimci kimlik bakımından güçlendirilmesi anlamına gelmektedir. Zira hedeflenen siyasal ve örgütsel gelişme, ancak bu niteliklere sahip güçler ve böyle bir çalışma tarzı üzerinden gerçekleştirilebilir.
TKİP Yurtdışı Komitesi