19 Mart gençlik isyanı, gençlik hareketi içerisinde biriken mücadele potansiyellerini ortaya koymakla birlikte, hareketin zayıf yanlarına ayna tutan bir turnusol işlevi gördü. Gelinen yerde geriye çekilmiş olsa da 19 Mart süreci, genel planda gençlik hareketine yönelik gerçekleştirilmesi gereken müdahalelerin muhtevasına da önemli açıklıklar getirdi.
Yaz dönemi çalışmalarının hazırlıklarını sürdüren genç komünistler; 19 Mart aynasında geride bıraktığımız mücadele dönemini çok yönlü olarak irdelemeyi, deneyimleri süzerek kalıcı birikime çevirmeyi ve önümüzdeki süreç için yeni dersler çıkararak bunu politik görevlere bağlamayı hedeflemektedir.
Bu bağlamda, gençlik hareketinin güncel tablosuna açıklıklar getirerek harekete müdahale zeminlerini somutlaştırmak, yaz çalışmasının politik açıdan en kritik halkasını oluşturmaktadır.
Hareketin tablosu ve müdahale zeminleri
Uzun yıllardır inişli çıkışlı bir seyir izleyen, -belli özgün süreçler dışta tutulursa- eylemsel açıdan büyük oranda politik gençlik örgütlerinin pratiğine daralmış bulunan ve birleşik-örgütsel mekanizmalardan yoksun olan gençlik hareketi, 19 Mart’ta kendisini kitlesel bir öfke patlaması biçiminde ortaya koydu. İçsel/yapısal zaafiyetlerinin (politik açıdan dağınıklık ve örgütsel zeminlerden yoksunluk vb.) yanı sıra; tutunabileceği, besleneceği ve kendisini yeni bir düzeyde üreteceği toplumsal mücadelelerden, özellikle de sınıf hareketinin önderliğinden yoksun kaldığı yerde hareket zamanla geri çekildi ve isyan öncesi görünümüne döndü. Şu farkla ki; önemli bir üniversiteli gençlik kitlesi, özellikle de sürecin merkezinde yer alanlar, belli bir direniş deneyiminden geçmiş bulunuyorlar. Bu olgu, harekete müdahale bağlamında gözetilmesi gereken ilk alanı işaret ediyor. İsyan günlerinde ayağa kalkmış, belli oranda politizasyon yaşamış, bugün için eski konumuna dönmüş olsa da müdahaleye açık bir gençlik dinamiği olduğundan şüphe etmemek gerekiyor. Nitekim, kimi gençlik örgütlerinin direniş sürecinde ve geride kalan dönemde bu potansiyelden nispi olarak yararlandığı ve belli bir güç kazandığı da görülüyor.
Bu gerçeğin fazlasıyla farkında olan gerici-faşist rejim, geride kalan eğitim yılının hemen başında devreye soktuğu çok yönlü saldırılarla, gerek hareketin içerisinde yer alan gençlik örgütlerini gerekse direnişin açığa çıkardığı mücadele dinamiklerini kuşatmayı ve boğmayı amaçladı. Soruşturma terörüyle, faşist çete saldırılarıyla, üniversitelerde uyguladığı baskı ve yasaklarla gençliğin mücadele dinamikleri üzerindeki ablukayı derinleştirmeye çalıştı.
Dolayısıyla, yeni dönemde başta genç komünistler olmak üzere gençlik hareketi içerisinde konumlanan politik öznelerin önünde ilk elden sermaye iktidarının bu kapsamlı saldırılarını göğüsleme sorumluluğu durmaktadır. Bu sorumluluğu başarıyla hayata geçirmenin yolu ise, artan faşist baskıya karşı etkili ve somut politik yanıtlar üreterek, isyan deneyiminden geçmiş ve yüzü mücadeleye dönük olan üniversite gençliğiyle buluşmaktan, buradan hareketle örgütlü direnişi ve birleşik mücadeleyi büyütmekten geçmektedir.
Gençliği bunaltan çok yönlü sorunlar
İçerisinden geçmekte olduğumuz süreçte gençlik hareketine müdahale bağlamında dikkatle bakılması gereken bir diğer alan ise, gençliğin öfkesini besleyen ve isyanı tetikleyen sorunlar yumağıdır. Zira ekonomik, sosyal ve politik açıdan gençliği kuşatan çok yönlü sorunlar yerli yerinde durmakta, dahası gün geçtikçe yoğunlaşmaktadır.
Ekonomik-mali krizin çok yönlü faturası ve üniversiteleri hedef alan kuşatma gençlik kitlelerini doğrudan etkilemektedir. Gündelik yaşamı yıkıma uğratılan gençliğin gelecek kaygısı her geçen gün derinleşmektedir. Dahası, çok yönlü krizlerin pençesinde debelenen Türkiye kapitalizminin gençliğin gelecek kaygısını yatıştıracak adımlar atması bir yana en sıradan gündelik taleplerine dahi kırıntı düzeyinde yanıt vermesi mümkün değildir. Dolayısıyla, bugünden yarına gençliği kuşatan ve bunaltan sorunların derinleşeceği, buna paralel olarak öfkenin büyüyeceği açıktır.
Buradan hareketle; son yıllarda gençlik öznelerinin önemli bir kesimi tarafından öne çıkarılan ve sahiplenilen “haklar, özgürlükler ve gelecek” mücadelesini gençliği kuşatan çok yönlü sorunlar üzerinden somut taleplere bağlamak, tersinden gündelik talepler üzerinden gelişen eylem ve mücadeleleri “özgürlük ve gelecek” eksenine oturtmak, hem öfkesi hala da diri olan gençlik kitleleri ile buluşmak hem de mücadeleyi taleplere dayalı ortak bir hat üzerinde birleştirebilmek açısından önemli bir yerde durmaktadır.
Gençlik hareketine ve gündelik mücadelenin sorumluluklarına ilişkin yukarıda yapılan iki boyutlu değerlendirme, gençlik çalışmamızın politik muhtevasına ve pratik yönelimine de çerçeve oluşturmaktadır.
“Birleşik örgütlenme” sorunu
Komünistler olarak Mart isyanı günlerinde ve devam eden süreçte gençlik hareketinin “birleşik zeminlerde örgütlenme” ihtiyacına dikkat çekerek, konuyu gençlik çalışmamızın gündemi haline getirdik. Dolayısıyla, geride kalan eğitim yılının başında üniversite gençliğine yönelik politik müdahalemizin önemli bir ayağını “birleşik-örgütlü mücadeleyi” büyütme çağrısı oluşturdu. Buna paralel olarak, aynı çağrıyı gençlik hareketinde konumlanan politik öznelerin ve üniversite merkezli oluşumların gündemine taşımak bakışıyla hareket ettik. Özetle, uzun yıllardır öne çıkardığımız “Birleşik, kitlesel ve devrimci bir gençlik hareketi” geliştirme politikasını, Mart isyanının deneyimlerine dayanarak gündelik çalışmanın konusu haline getirdik.
Genç komünistler, gençliğin birleşik ve kitlesel mücadelesini örgütlemeye dönük çabasını elbette sürdürmelidir. Ortaya çıkabilecek imkanları bu bakış üzerinden değerlendirmeli, fakat bu çabayı ortaya koyarken gerçekçi de olmalıdır. Zira, gerek hareketin gerekse gençlik örgütlerinin bugünkü yapısal zayıflıkları, söz konusu politikanın gereğince hayat bulmasını zora sokan bir yerde durmaktadır. Gençlik örgütlerinin hatırı sayılır bir kesimi hareketin ve mücadelenin genel ihtiyaçlarından çok kendi gündelik çalışmasına odaklanmış bir konumda duruyor. Direnişin en güçlü evresinde bile bu konumdan milim sapmayarak, ortaya çıkan mücadele dinamikleriyle dar anlamda kendi ihtiyaçları çerçevesinde ilişkilenmeye çalışmaları bu olguyu çarpıcı bir şekilde ortaya koymaktadır. Öte yandan, çok yönlü sorunlar karşısında öfke biriktiren ve koşulları oluştuğunda sokağa akan gençlik kitleleri ise büyük oranda örgütsüz, politik açıdan geri ve dağınık bir tabloya sahip. Gençlik örgütlerini ve gençlik mücadelesini belirleyen bu zaafiyet alanları, biri öznel diğeri ise nesnel açıdan hareketin birleşik zeminlerde örgütlenmesini bugün için güçleştirmektedir.
Genç komünistler yeni dönemde, gençliğin birleşik zeminlerde örgütlenmesine dönük çaba ve çalışmalarında bu olguyu hesaba katmalı, kendi politik faaliyetlerini ve pratik yönelimlerini zayıflatacak sonuçsuz girişimlere mesafeli durmalıdır.
Üniversite gençliği hangi zeminlerde örgütlenmeli?
Parçalı ve dağınık bir yapıya sahip olan gençlik mücadelesi gerçekliği göz önüne alındığında, bugün için bu sorunun tek bir biçim üzerinden yanıtlanamayacağı açıkça görülecektir. Dolayısıyla, her bir üniversitenin kendi özgünlüğü ve mücadelenin ihtiyaçları çerçevesinde meclis, birlik, forum, dayanışma, kol, kulüp, fanzin vb. çeşitli oluşumlar üzerinden üniversite gençliğini yan yana getirmek, bu zeminlere dayanarak mücadeleyi büyütmek günün öncelikli görevidir. Bu türden oluşumları birleşik bir mücadelenin parçası haline getirecek olansa günümüz koşullarında gençliğin ortak talepleri ve özlemleridir. Ortak mücadele hattı ve pratik süreçlerdir.
Zira, mevcut geriliklerini ve yapısal zaaflarını mücadele içerisinde aşamamış bir harekete, daha geniş ve kapsayıcı bir örgütlenme biçimini dışarıdan dayatmak bir sonuç üretmeyecektir. Bu ancak politik öznelerin yarın gelişecek mücadelelere dönük örgütlü hazırlığı bağlamında bir karşılık bulabilir. Dünün FKF’si ve DEV-GENÇ deneyiminde olduğu gibi.
Genç komünistlerin önünde duran sorumluluklar
En genel hatlarıyla gençlik hareketine ilişkin yukarıda ortaya konulan çerçeve, genç komünistlerin önüne üniversitelerde mevzilenme ve bu mevzileri güçlendirip çoğaltma görevini koymaktadır. Zira, üniversite mevzilerinden yoksun kalan bir gençlik örgütü ne gençlik hareketinin genel ihtiyaçlarına yanıt verebilir ne de kendi politik faaliyetini yeni bir düzeyde örgütleyebilir.
Öte yandan, komünist gençlik çalışması adına kazanılan her mevzi yarın gelişecek gençlik mücadeleleri içerisinde politik bir odak olarak öne çıkmanın basamağı, farklı merkezlerde gelişen hareketin birleştirici halkası, birbirini takip eden ve birbirinden beslenerek ilerleyen eylem ve direnişlerin birikime dönüşeceği zeminler olacaktır. Konu bu geniş kapsamı üzerinden ele alınmalıdır. Dahası bugün için görece esnek yapılar üzerinden şekillense de üniversite merkezli oluşumlar; irili ufaklı yerel eylemlerden kitlesel-militan mücadelelere uzanan tüm süreçlerde, gençliğe devrimci müdahalede bulunmanın ve hareketi devrimcileştirmenin önemli dayanakları haline gelecektir.
Gençlik içerisinde çok yönlü sorunlar yumağının etkisiyle öfke biriktiren ve yüzü mücadeleye dönük olan kesimlerle politik ve sosyal talepler üzerinden yan yana gelmek; birlik, forum, meclis, kol, kulüp, fanzin vb. farklı zeminler üzerinden buluşmak ise, üniversitelerde mevzilenmenin ilk adımları olacaktır.
***
Gençlik hareketinin verili tablosunu ve partinin gençlik çalışmasını bütünlüklü olarak değerlendirmek ve sonuçlar çıkarmak yaz çalışmasının temel önceliği olacaktır.
Elbette yaz çalışması sadece bu iki temel başlıkla sınırlı kalmayacaktır. Genç komünistler; yaz dönemi boyunca kriz, baskı, savaş, sömürü ve geleceksizlik başta olmak üzere toplumun ve gençlik kitlelerinin öne çıkan tüm gündemlerini tartışıp değerlendirecek, bu gündemlere dayalı politik çalışmayı güçlendirmeye odaklanacaklardır. Tüm bu alanlarda katedilecek mesafe, yeni eğitim-öğretim yılına başarılı bir hazırlığın güvencesi olacaktır.