Logo
< Yurtdışı çalışması üzerine

İki kongre arası dönemde yurtdışı çalışması

TKİP VII. Kongre belgeleri…


(TKİP Yurtdışı Örgütü’nün Kongreye sunduğu genel rapordur.
Örgütsel güvenlik kapsamına giren bölümleri çıkarılmıştır…)

VI. Kongre’de yurtdışı çalışmasının sorunları temel yönleriyle ele alınmış, bugüne göre iyimser bir tablo yansımıştı. Kongreye sunulan ve esasını Sinan yoldaşın hazırladığı rapor, bu tabloya temel teşkil etmişti. Bilindiği gibi kongrenin hemen ardından yoldaşı kaybettik. Uzun yıllar boyunca yurtdışı çalışmasının temel direği misyonunu üstlenmiş yoldaşın kaybı, o güne kadarki yurtdışı çalışmasında önemli bir boşluk anlamına geliyordu. Fakat aynı zamanda son yıllarda kendi dünyalarına çekilme eğiliminde olan ve yer yer ataleti tercih eden yurtdışındaki taraftarların bir kısmında da bir silkinmeye yol açtı.

O zamanki rapora da yansımış olan önceki birkaç yıldaki kolektif ve sistemli müdahalelerimiz, genel gidişata zaten olumlu bir doğrultu kazandırmıştı. Nitekim korona öncesi bir buçuk yılı nispeten verimli denilebilecek bir örgütsel ve siyasal pratikle geride bıraktık. Belli başlı yerellerde bir canlılık oluştu, gece ve öteki takvimsel eylem dönemlerinde dikkat çekici bir tempo tutturulabildi.

Genel olarak toplumsal-siyasal yaşamı felç eden korona pandemisi, bu gidişatta keskin bir şekilde kopma veya kırılmalar yarattı. Yurtdışında gençlik ve bir iki kent dışında siyasal faaliyet ve eylem sahnesinden çekildik. Bu dönemde artıya yazılabilecek en önemli gelişme, önceki yıllarda yayınlara katkı alanında belli adımlar atmalarını sağladığımız kimi ileri taraftarların, yayın çerçevesindeki müdahalelerimizle bu pratiği daha sistemli ve sürekli hale getirmeleriydi.

Pandeminin etkisinden çıkış 2021’in sonundan itibaren gerçekleşebildi. Sonraki yılın ilk aylarındaki film gösterimleri ve bahar dönemi faaliyetlerimiz ise yeni dönemin gerçek başlangıcı oldu. Nedir ki pandemi döneminin yarattığı atalet vb. etkiler kimi yerellerde ve faal sayılan bir kısım taraftarda varlığını devam ettirebildi. Bazı yerellerde bunu ancak merkezi gece sonrası müdahalelerle ve kısmen giderebildik.

Temel bir başlık olarak ele alınması gereken ve çevremizdeki güçlerin katılımı-müdahalesi bakımından sınırlılıklar taşıdığımız öteki bir gelişme, Avrupa ülkelerindeki sınıf mücadeleleri alanındaydı. Öncesinde faaliyet ve eylemde Türkiyeli solun ve Kürt hareketinin öne çıktığı bir tablo söz konusuydu. 2008 krizinin etkilerinin hissedildiği 2010’lu yıllarda bu durum hızla değişmeye başladı. Korona ve Ukrayna savaşı sonrasında daha belirgin bir hal aldı. Türkiyeli sol çevreler, çeşitli sorunlar üzerinden farklı kesimlerin mücadele sahnesine çıktığı sosyal hareketlere müdahale kapasiteleri zayıf olduğu ölçüde, bu hareketlenmelere en iyi durumda yalnızca “dışarıdan” katılımcı olarak dahil olabildiler. Bu, gençlik güçleri sayılmazsa, yurtdışı çevremiz için de büyük oranda böyle.

Yurtdışı Örgütü

(...)

Özgün alanlar ve örgütlenmeler

Bilindiği gibi yurtdışında gençlik ve emekçi kadın alanlarına yönelik bir tür özgün örgütlenme ve faaliyetimiz var. Kadın çalışması çeşitli yerellerdeki kadın yoldaşların oluşturduğu esnek bir komisyon tarafından, gençlik çalışması ise üstte partili gençlerden kurulu bir kolektif (organ) ve politik gençlik örgütlenmesi üzerinden yürütülüyor. Bunların yanı sıra ilk adımları 2015 yılında atılmış işçi komisyonumuz var. 

İşçi Komisyonu: İşçi komisyonu, yurtdışı çevremizde kimi istisnalar sayılmazsa, sınıf çalışmasına yönelik olarak süregelen mesafeyi ve zayıflığı gidermek, özellikle çeşitli yerlerde çalışan taraftarları sınıf çalışmasına yöneltebilmek için bir ihtiyaçtı. Zira birkaç istisna bir yana bırakılırsa, yurtdışındaki faaliyetimizin omurgasını genel politik faaliyet oluşturuyordu. Elle tutulur bir siyasal sınıf çalışması örgütlemek, tüm çalışmayı bu ana eksene bağlamak, bunun için eldeki güç ve olanakları en verimli şekilde değerlendirmek çerçevesindeki tartışmalara, karar ve müdahalelere rağmen bu hala da değişmiş değil. Bilinç açıklığına rağmen insanlarımızın sınıf çalışmasına yönelememelerinin en temel sebeplerinin başında dil sorunu gelmektedir. Bunun da etkisiyle yıllar içinde giderek kökleşen sorunlar olarak da alana yabancılaşma, iddiasızlaşma, durumu kanıksama sayılabilir.

Buna karşın yurtdışı örgütü olarak sınıf çalışmasını, alana yönelmeyi sürekli gündemimizde tutuyor, çeşitli yoldaşlar üzerinden sınıf alanındaki gelişmeleri yayınlara ve örgütsel platformlarımıza taşımaya çalışıyor, olumlu örnekleri sürekli öne çıkarıyoruz. Örneğin Frankfurt deneyimi, önümüzdeki engellere rağmen başka bazı yerellerde de benzerinin başarılabileceğini gösteriyor. Komisyonda ısrarlı olmak ve çeşitli kentlerdeki işçi yoldaşlarla genişletmek yönündeki çabalarımız karşılık bulabilirse, yurtdışı çalışmasının çehresinde giderek bir değişim mümkündür. Bunu kısa vadede başarabilir miyiz sorusuna, bugüne kadarki deneyim üzerinden çok iyimser yanıt veremiyoruz, fakat sınıf çalışması, yurtdışındaki daralmayı aşmanın öncelikli zeminlerinden biri olmayı sürdürüyor.

Emekçi kadın çalışması: Dünyada olduğu gibi Avrupa ülkelerindeki proleter kitle hareketleri ve sınıf mücadelelerinde kadınların kitlesellik ve militanlıklarıyla öne çıkması, işçi-emekçi kadın çalışmasını da çok daha verimli hale getirmiş bulunuyor. Mevcut sınırlılıklarıyla kadın komisyonu bunu henüz değerlendirebilmekten uzak, fakat çevremizdeki kadınların partiyle ilişkilerinin güçlendirilmesinde, çoğu yerdeki ataletin aşılmasında belirleyici bir rol oynuyor. Korona döneminin başında başlatılan ve hala da sürdürülen eğitim çalışmaları, çeşitli gündemler üzerine toplantılar, komisyonu ve çevresindeki kadınları geçmişe göre gözle görülür ölçüde aktif kılmış bulunuyor. Keza geçmişte çokça karşılaşılabilen iç sorunlar minimuma inmiş görünüyor. İki bileşeni üzerinden, Dünya Kadın Konferansı’nda da bir yer tutmayı başarabildi. Konferans platformu, bizim için özellikle dünyanın çeşitli ülkelerinden mücadeleci kadın örgütleriyle bağ kurmak, bir etkileşim oluşturmak yanıyla bir önem taşıyor.

Emekçi kadın çalışmamızdaki en önemli sorunları-eksikleri, aynı anlama gelmek üzere ihtiyaçları, yerellerde işçi-emekçi kadınlardan oluşan ilişki ağları yaratmak, dil sorunu olmayan daha genç kuşaklardan katılımla güçlenmek, faaliyeti 25 Kasım, 8 Mart gibi dönemsel yoğunlaşmaların ötesine geçerek yıl boyunca sürekli kılmak şeklinde sıralayabiliriz. Çözümün nesnel koşulları ve potansiyelleri var, fakat bunun değerlendirilebilmesi mevcut güçlerin yerleşmiş kalıpları aşmasına bağlı.

Gençlik çalışması

Genel örgütsel tablomuz ve yurtdışındaki güç ve olanaklarımız üzerinden bakıldığında, gençlik çalışması yurtdışı çalışmasının geleceği bakımından belirleyici bir önem taşıyor. Geçmişten bu yana yurtdışında örgütsel yapı ve kitle tabanı planında uzun zamana yayılarak süregelen erime eğilimi karşısında başka çıkış görünmüyor. Sık sık dile getirildiği üzere yurtdışı çalışmamızın geleceği gençlik çalışmasının akıbetine bağlı. Yurtdışı çalışmasının siyasal ve örgütsel çizgisini bütünlüklü haliyle hayata geçirebilecek, ihtiyaçlara her bakımdan yanıt verebilecek güçleri ancak bu alandaki kadrolaşmayla yetiştirebiliriz. Öte yandan son on beş yıldır nesnel koşullar da çok daha elverişli hale gelmiş durumda. Kapitalist merkezlerde 2008’de yaşanan ekonomik-mali çöküş sonrasında, özellikle 2010’lu yıllar boyunca Avrupa ülkelerinde süreklilik arz eden kitle hareketlerinin ağırlık merkezini genç kuşaklar oluşturuyor. Kitle hareketinin her dalgası gençlik arasında militan mücadeleye ve sola yönelimi besliyor. Avrupa solunun bunu kucaklayabilmekten uzak durumu, alandaki arayışlara az çok hitap eden bir çizgide, gözle görülür bir faaliyet yürüten örgütlü yapıları çekim merkezine dönüştürebiliyor.

Bu açıdan gençlik örgütlenmemiz ve faaliyetimiz tartışmasız avantajlara sahip. Alana yönelik politikalar üretebilen, bunları hayata geçirme kapasitesi olan bir örgütlenmemiz var. Fakat aynı zamanda verili olanakları değerlendirmekte yetersiz kalan, sağlamlaştırıp yaygınlaştırmakta zorlandığımız bir örgütlenme bu. Birincisi, faaliyeti dönemsel yoğunlaşmaların ötesine geçerek gündelik planda sürekli kılmak, ikincisi, temel yoldaşlarda partili kimliği geliştirip yetkinleştirmek, üçüncüsü de çalışmanın öne çıkardığı ve parti çizgisine kazanmamız gereken gençleri çok yönlü olarak eğitip kazanmakta zorlanıyoruz. Bunlar halihazırdaki en kritik önceliklerimiz aynı zamanda. Mevcut koşullarda belirleyici çözüm halkasını ise en baştan beri yurtdışı gençlik organı ve bileşimi oluşturuyor.

Öncesi bir yana, son biçimiyle gençlik örgütlenmemizin 9-10 yıllık bir geçmişi bulunuyor. Gençlik Kolektifi (GK) ve politik gençlik örgütü (PG) adımları hemen hemen aynı zamanda atıldı. Karşı yöndeki basınçlara rağmen yurtdışı yerellerinin ve çevresinin müdahalesini yine en baştan sınırladık. Zira diğer türlü, geçmiş akıbetlerin benzerinin tekrarlanması olasılığı yüksekti. Tümüyle gençlerin örgütlediği-gerçekleştirdiği ilk kamp 2014 sonunda yapıldı.

(…)

İlk süreçlerden itibaren çevremizdeki gençler içinde öne çıkanları parti çizgisine kazanmak, uygun olanları GK’ya dahil etmek doğrultusunda hep somut planlarımız oldu. … En öncelikli hedefimiz, bu gençleri çok yönlü olarak kuşatıp eğiterek parti çizgisine kazanmak ve GK’yı, dolayısıyla toplam çalışmamızı güçlendirmektir.

Yurtdışında siyasal faaliyetin ve örgütlenmenin sorunları

Uzun yıllardır yurtdışındaki siyasal çalışmamızın esasını genel politik faaliyet oluşturuyor. Takvimsel gündemlerin (Merkezi gece, 1 Mayıs, Newroz, 8 Mart, 25 Kasım, devrimci anmalar vs.) ağırlık teşkil ettiği bu faaliyette elbette öne çıkan genel siyasal gelişme ve sorunlar da dönem dönem bir yer tutuyor. Bu ise dönemsel yoğunlaşmayla sınırlanan bir pratik ve haliyle örgütsel sonuçlar anlamına geliyor. Yine uzun yıllardır süregelen müdahalelere karşın, sınıfı, sınıf mücadelesini yakından ilgilendiren belli başlı genel/temel sorunların ve güncel gelişmelerin planlı, sistemli ve hedefli bir şekilde gündelik bir faaliyetin konusu edilmesinde, dolayısıyla faaliyet ve örgütlenmeyi yaşamı kaplayan bir sürekliliğe kavuşturmakta anlamlı sayılabilecek bir mesafe alamıyoruz. Siyasal çalışmamızın en yakıcı sorunlarının başında bu geliyor. 

Daha önce de değindiğimiz gibi, son on beş yıldır Avrupa ülkelerinin çoğunda sık sık sosyal mücadelelerin gündemde olduğu bir dönemden geçiyoruz. Gerek yerli gerekse göçmen sol çevreler içinde bu dönemin ihtiyacına yanıt verebilen akımlar görünmüyor sahnede. Göçmen örgütlenmelerin büyük bölümü ise gelişen mücadelelere bir yerinden dahil olmak, katkı sunmak, etkilemek çerçevesinde bir yaklaşımdan dahi uzak. Başta Almanya olmak üzere bir dizi Avrupa ülkesinde etkileyebileceği geniş bir göçmen emekçi nüfus olanağına sahip Türkiyeli göçmen örgütler ile Kürt hareketi kırk yılın tutum ve pratiğini tekrar ediyor. Şüphesiz göçmen akışı olduğu sürece birçoğu ayakta kalmayı başarabilecektir. Fakat bunun uzun yıllardır süregelen erozyonun tüm sonuçlarına varmasına ne kadar engel olabileceğini zaman gösterecek.

Sosyal mücadelenin kitle tabanı ve ağırlık merkezindeki değişim, daha çıkış yıllarında perspektif planındaki açıklığa rağmen yurtdışı çalışmamız için de önemli bir sorundur. Yine de en belirleyici halkayı, bulunduğumuz ülkelerdeki sınıf mücadelesinin etkin bir tarafı olma bakışını korumayı, ciddi bazı zayıflıklara rağmen pratikte bunu hayata geçirme irade ve çabasını hiç yitirmedik. Dahası özellikle 2015’ten itibaren çalışmayı dönemin ihtiyaçlarına uygun bir hatta yürütmek yönünde sistemli müdahalelerle bir mesafe de kaydettik. Fakat halihazırda faaliyet yürüten güçlerimizin büyük bölümünün yabancı (daha doğrusu yerli) dillerde seslenme konusundaki durumları, kimi yerellerde de yılların kökleştirdiği alışkanlıklar, yurtdışı çalışmasına dair temel çizgimizin bütünlüklü olarak hayata geçirilebilmesini oldukça zorlaştırıp, sınırlı sayıda yerele daraltıyor. Karşımızdaki zorluklara rağmen söz konusu yönelimdeki ısrarı sürdürmek durumundayız, zira yurtdışında başka bir şansımız yok. Ayrıca yönelimimizi koruyup genel bir davranışa dönüştürebilirsek, devrimci bir odak, bir etki ve çekim merkezi olmanın imkanları da düne göre çok daha artmış bulunuyor.

Elbette bu olanakları değerlendirebilmek için yönelimde ısrarın yanı sıra gerekli ikinci halkayı, çevreci tarz ve anlayışa karşı kolektif yapısı ve işleyişiyle hissedilebilen örgütlü devrimci kimlik (devrimci parti-örgüt) oluşturuyor. VI. Kongre’ye sunulmuş raporda da denildiği gibi, uzun yıllardır bu konuda da asgari bir kararlılık sergiledik. Bu kararlılığı sürdürmek durumundayız. Bu hem geleneksel solun çevresinde yıpratıcı kırılmalar yaşadığı halde devrimle duygusal bağlarını koruyabilen bir kesime umut vermek, kısmen de olsa desteklerini alabilmek için zorunludur. Hem de Avrupa ülkelerindeki boşluk koşullarında sınıf ve kitle hareketlerinin ortaya çıkardığı birikimin devrimci arayış içindeki kesimlerini etkileyebilmek için gereklidir.

Bu toplam üzerinden gençlik çalışmamızın nasıl bir önem taşıdığı daha iyi anlaşılabilir. Yurtdışında (temelde Almanya’da) temel perspektiflerimize dayalı faaliyette, özellikle çeviri ve ajitasyonda gençlik güçlerine halen belli sınırlarda yaslanabiliyoruz. Gençlik güçlerimizden bazılarını hiç değilse orta vadede yurtdışı çalışmasının merkezinde yer alabilecek kadrolar haline getirebilirsek, yurtdışı çalışmasının geleceği gerçek anlamda güvence altına alınmış olacaktır.

Siyasal faaliyet ve örgütsel alandaki sorunlar, tıkanma alanları konusunda söyleyebileceklerimiz, VI. Kongre’nin yurtdışı metninde söylenmiş bulunuyor. Güçler planında esasa dair bir gelişme, yenilenme olmadığı sürece sorun ve engellerle döne döne uğraşmak, yeni dönemde de ihmal edilmemesi gereken bir sorumluluktur.

Sol hareket ve enternasyonal ilişkiler alanı

Avrupa ülkelerinde solun tablosu genel olarak kötü durumda. Almanya, Fransa, İsviçre, kısmen Hollanda ve Belçika’yı biliyoruz. Türkiyeli sol gruplar, yurtdışında sözünü ettiğimiz genel zayıflamayı derin bir şekilde yaşıyorlar. Kürt hareketi merkezli Demokratik Güç Birliği adımından beri merkezi düzeyde güç ve eylem birlikleri zemini kalmamıştı. Buna karşın Bielefeld, Wuppertal, Frankfurt, Stuttgart, Paris, Basel gibi kentlerde yerel çalışma düzeyinde kimi gündemler üzerinden ortaklaşabildiğimiz, birlikte eylem örgütleyebildiğimiz süreçler olabiliyor. 2015 7 Haziran seçimleri sonrasında bu gruplardaki aşınma daha da arttı. Yurtdışı sitelerinden izleyebildiğimiz kadarıyla yaşanan gerilemeye rağmen her zaman bir takım eylem ve etkinlikler de yapabiliyorlar. Örneğin deprem sürecinde birçoğu iyi bir görüntü verdiler. (...)

Öteki ülkelerden göçmen örgütleriyle yazık ki sözü edilebilir bağlantılarımız çok az. Birkaç yerelde ilişkiler olabiliyor. Avrupa’da güçleri bulunanlarla ilişkilenme olanağını değerlendirmek, enternasyonal ilişkiler alanının belki de en önemli boyutunu oluşturuyor. Tanımak ve ilişki kanalları yaratmak için, normalde içinde yer almayacağımız çeşitli ortak platformları örneğin gözlemci vb. statüsüyle değerlendirebiliriz.

Avrupa solunun tablosuna yeniden ışık tutan en önemli gelişme Ukrayna savaşı oldu. Almanya’nın kimi kentlerinde, İsviçre (Basel, Lozan, Cenevre) ve Fransa’daki (Paris) kimi gruplarla her zaman bir temasımız-ilişkimiz olageldi. Açıkçası elli yılı aşkın bir zamandır düzenin terbiye edici atmosferinin bünyelerini esir aldığı mevcut Avrupalı akımlardan bir çıkış beklemek gerçekçi değil. Almanya ve İsviçre’den izleyebildiğimiz kadarıyla, özellikle 2010’lardan itibaren dönemsel hareketlerin politize ettiği genç kuşaklar da mevcutlara güven duymadıkları için sık sık yeni örgütlenme çabalarına girişiyorlar.

Geçmişten bu yana kararlara konu olduğu halde yurtdışı çalışmamız üzerinden enternasyonal ilişkiler alanında pek bir mesafe kaydetmedik. Bunun bizimle ilgili boyutunun üzerine elbette gitmek zorundayız. Fakat sorunun ağır basan yanını solun deyim uygunsa içler acısı tablosu oluşturuyor.

Son 7-8 yıldır bu alandaki en öncelikli sorumluluğu, kendi temel metinlerimizi ve güncel gelişmelere dair değerlendirmelerimizi çeşitli dillere çevirerek, broşür, kitap vb. biçiminde dağıtımını sağlamak oluşturuyor. Söz konusu tabloda bunun özellikle genç kuşaklar içinde gelişen arayışlara etki edeceğinden kuşku duymuyoruz. Nedir ki çeviri işi, yurtdışı güçleri üzerinden ancak çok sınırlı ve sorunlu yapılabiliyor. Halihazırda bu alanda mali giderlerini karşılayarak ülkedeki imkanlardan yararlanmak en uygun seçenek görünüyor.

Yayın sorunu

Yurtdışında korona dönemine kadar temel yayınımız PYO’nun Avrupa uyarlaması idi. Son yıllarda gazetenin temel yazıları ile dünyadaki gelişme ve haberlerinden derleyerek iki haftada bir çıkarıyorduk. Geçmişten bu yana yayının hedef kitlesi ise politik çevremiz ile Türkiyeli göçmen sol tabandı. Diğer bir deyimle yurtdışı çalışmasının güncel ihtiyaçlarına yanıt verebilen, dolayısıyla yerli dillerde bir yayından yoksun olageldik. Hiç değilse bülten tarzında bunu yapabilir miyiz düşüncesiyle, çeşitli taraftarlarımız üzerinden yaptığımız hesaplar daha baştan boşa çıktı. Zira bu kadarını dahi yapabilecek bir dil düzeyi yok yazık ki. Bu sorun da yine yeni kuşaklardan kadrolaşmaya bakıyor.

Çevre ilişkilerimiz ve Türkiyeli sol kitleye ulaşma, seslenme, ilişkilenme ve bağ kurma ihtiyacını çıktığı sürece MYO en iyi şekilde karşılıyor. Ayrıca diğer hiçbir yayının sağlayamayacağı bir politik-moral etki de yaratıyor. …

Yurtdışı çalışmasının yayın ihtiyacını ise şimdilik bildiriler, çeşitli konularda broşürler (ki halihazırda çok sınırlı örnekleri çoğaltmayı planlıyoruz), gençlik ve kadın çalışmasında dönem dönem hazırlanan bültenler üzerinden doldurmaya çalışıyoruz. Bunun yanı sıra kimi temel değerlendirmelerimizin çevirilerinden broşür ve kitaplar hazırlamayı başarabilmemiz gerekiyor. Mevcut güç ve olanaklar tablosunda bir süre daha bunun ötesine geçebilecek durumda değiliz.

Mali sorunlar

Parti bütçesinin başlıca kaynaklarından birini oluşturan yurtdışı çalışmasının, mali kaynak yaratma olanakları yıldan yıla azalıyor. Türkiye’de ve yurtdışında yaşanan süreçlere, karanlık siyasal gericilik dönemine, keza örgütsel alanda yaşanan yıpranmalara rağmen devrimle bağını bir şekilde koruyan bir kuşağın yavaş yavaş sahneyi boşaltması, sonraki kuşaklardan kazanılmış insanlara dayalı bir örgütsel dinamizm sağlayamayışımız, çalışmanın ve dolaysız olarak mali kaynakların daralması sonucunu doğurmuş bulunuyor.

(...)

Erken tarihlerden beri görülebilir olan bu olguyu da hesaba katarak, Avrupa ülkelerinde farklı kaynaklar oluşturmak yönlü ısrarlı müdahalelerimiz oldu. En azından 2014-15’ten beri üzerinde durmamıza rağmen birkaç olumlu istisnai örnek dışında sürekliliği olan bir pratik yaratamadık. Fakat bu alandaki ilgimiz, ısrarımız ve müdahalemizi sürdürüyoruz. ...

Yoldaşça selamlar...

TKİP Yurtdışı Örgütü


Üste