Logo

Sınıf çalışmasının sorunları-III / Parti Okulu Habip Gül Devresi


Parti Okulu Habip Gül Devresi... / 2011

Sınıf çalışmasının sorunları - 3

Cihan: Öncelikle bu tercih tartışmasından başlamak istiyorum. Gerektiğinde tabii ki tercih yapılabilir. Bizim siyasi yaşamın tüm alanlarına paralel biçimde güç yetirmemiz ne mümkündür, ne de zorunlu. Sonuçta biz bir amaçtan, bu çerçevede de bir hedefe kilitlenmekten sözediyoruz. Buna ne hizmet ediyorsa, tercih edilmesi gereken de odur! Hedef sınıf eksenli parti olabilmek! Partiyi işçi sınıfı hareketi eksenine oturtmak, sınıf içerisinde kalıcı mevziler elde etmek, sınıf içerisinden kadrolaşmak, sınıf zemininde örgütlenmek, vb... O zaman bir dizi tercih de buna göre yapılacaktır. Yeter ki bu türden tercihler sınıf çalışmasında mesafe almamızı kolaylaştırsın.

Gelinen yerde bu parti için kendini dayatan bir zorunluluktur da. Başlangıçta sınıfa dışardan seslenmemiz, zaman içerisinde deneyim biriktirmemiz, özellikle ve öncelikle de bir politik varlık olanağı elde etmemiz gerekiyordu ve bütün bunların anlaşılır nedenleri vardı. Bütün bunlar zamanında gözetilmiştir de. Eğer genel kampanyalar, genel gündemler, saptanmış hedefler üzerinde yoğunlaşmamızı zora sokuyorsa, burada bir sorun var demektir. Bu durumda genele hitap eden çalışma ile özel hedefler üzerinde yoğunlaşan yerel çalışma arasında amaca uygun bir denge kuramıyoruz demektir.

Öte yandan, genel bir konu üzerinden gündeme getirilen bir kampanya, sizin bunun gereklerini özel olarak seçilmiş hedefler üzerinden hayata geçirmenize hiçbir biçimde engel de değildir. Genel gündem pekala bölgeye yönelik emperyalist müdahaleler olur, ama siz buna ilişkin çalışmayı tam da hedeflediğiniz fabrikalar üzerinden sürdürürsünüz. Bildirilerinizi bu fabrikalara ulaştırır, konuya ilişkin afişlerinizi bu bölgelerde kullanır, eylemli girişimlerinizi, toplantılarınızı bu alanlarda gerçekleştirirsiniz. Sınıf üzerinde yoğunlaşması gereken politik propaganda-ajitasyon çalışmasının bir gereğidir de bu. Bu çalışmayı elbette öncelikle hedeflediğiniz alanlarda hayata geçirmek, hedef olarak seçtiğiniz fabrikalara yönelik olarak gerçekleştirmek durumundasınız.

Genel politik müdahalelerdeki zayıflığı, şu veya bu genel gelişme karşısında zamanında tutum alamamayı, onu pratik müdahalelere konu edememeyi, zaman zaman biz de eleştiriyoruz. Ama bunun sınıf çalışmasında zayıflatıcı sonuçlar doğurabileceği bir durumda, ben kendi payıma gönlü rahat bir biçimde, bizi sınıfla buluşturma ne gerektiriyorsa ona öncelik tanımalıyız, diyorum. Yeter ki bunu doğru saptayalım, yeter ki bu gerçekten zorunlu ve isabetli bir tercih olsun. Hedef var, hedefe kilitleneceğiz. Çubuk bükeceğiz, Lenin’in bu alandaki taktik üstünlüğünden öğrenmesini bileceğiz. Dönemin öne çıkan temel ihtiyacı neyse ona yüklenmesini bileceğiz, öteki alanlarda belli zayıflamalar pahasına.

Gelinen yerde sınıf içinde zemin tutmak, güç olmak, mevziler yaratmak, sınıf eksenli partiye geçişi adım adım başarmak, parti için ertelenemez bir ihtiyaç olarak kendini dayatıyor. Bir dizi sorunun köklü ve kalıcı çözümü buradan, bu zemini yakalamaktan geçiyor. O halde biz de bu hedefe sıkı sıkıya sarılmalı ve her türden tercihimizi de buna göre yapmalıyız. Bu saatten sonra genel bir propaganda-ajitasyonla, genele etkili bir seslenmeyle, her gündeme bildiri-afiş yetiştirmekle yapacaklarımızın politik açıdan bize kazandıracağı esaslı bir şey yok. Bu bize artık kazandırdığını kazandırmıştır, bunun üstüne bir şey kazandırmaz. Biz eğer kendi sınıfsal yönelim alanımızdan bir kitlesel dayanak yaratmayı başaramazsak, bazı mevziler tutamazsak, giderek tartışmalı hale geliriz. Kendi içimizde de, kendi dışımızda da. Bu, bu kadar basit aslında.

Dün genel siyasal gündemlere müdahale önemliydi. Yeni çıkmıştık, bir varlık olanağı kazanmak zorundaydık. Örgütlü seslenme yeteneğinizi ortaya koyacaksınız, bununla ciddi bir örgüt olduğunuzu hissettireceksiniz... Dün tüm bunlar bir ihtiyaçtı bizim için, bugünse kazanılmış nitelikler artık. Bir dönem için genel siyasal etki alanından belli sınırlarda çekildiğimizde, bunun bir zayıflık görüntüsü yaratacağı kaygısı taşımamalıyız. Önemli olan, sizin ne yaptığınızı bilebilmeniz, soluğunuzu tutarak hedefinize ilerleyebilmenizdir. Çok geçmeden etkili bir takım çıkışlarla kendinizi göstermeye başladığınız, bir dizi fabrika ve direniş üzerinden kendinizi ortaya koyduğunuz görülürse, bu durumda herşey yeniden yerli yerine oturur. Sizin hedeflediğiniz alanlarda koparıp alma bilinci ve davranışıyla hareket ettiğiniz görülür, bu da size daha büyük bir güç, etkinlik ve prestij kazandırır.

Dün çeşitli siyasi kaygılarla, tercih yok, hem bu yapılacak hem o yapılacak denmiştir. Ama bugün gelinen yerde olay kendini bize bir tercih olarak dayatıyorsa eğer, bu tercih yapılır. Ağırlık ve öncelik neye verilecekse onun gereği yapılır. Son dönemlerde genel siyasal çalışmamızın zayıflamasını ben de bir sorun alanı olarak değerlendiriyorum. Ama şunu da çok net olarak görüyorum; şu saatten sonra genel seslenmeyi daha da güçlendirerek bu partinin katedebileceği fazla bir mesafe yok. Parti bugün ayağını kendi sınıfsal zeminine sağlamca basabilmelidir ki, yarın yeniden güçlü bir genel seslenme olanağı da elde edebilsin. Bir yerel alandaki seslenme faaliyeti eğer bir sene sonra birkaç fabrikadan etkili bir çıkış olarak kendini gösterecekse, ben bu soluğun tutulabileceğini, bunun çok rahat tercih edilebileceğini düşünüyorum. Çünkü bu mesafe aldırır. Öteki yıllarca kendini aynı şekilde yineler durur. Bizim diyelim ki X yerelindeki genel seslenme faaliyetimiz, onun yarattığı genel sonuçlar, on sene önce de aynıydı, bugün de aynı. Aynı sonuçlar ve aynı sınırlar... Ve bu on sene sonra da öyle olur. Büyük çalkantılar olursa işler değişir, ama memleketin havası böyle giderse, bu rutin, kendini tekrarlayan bir tarzda öylece kalır. Bundan çıkmamız, kendini aynı dar sınırları içinde tekrar etmekten kurtulmamız lazım.

Kendini aynı sınırlarda aynı biçimde tekrarlayan rutin gerçekten çok tehlikelidir, bu zamanla umutsuzluk ve çürüme yaratır. Denilir ki, Ortaçağ bin yıldır ama bir gündür! Burada zaman kavramının diyalektik bir kavranışı var ve bu son derece öğreticidir. Peki anlattığı nedir? Bin yıl kendini hep aynı biçimde tekrarlamaktadır, bu Ortaçağ durgunluğuna yapılmış bir aşırı vurgudur. Bin yıl ama bir gün! Bin yıl boyunca aynı yaşam düzeninin aynı biçimde, aynı sınırlarda, aynı özelliklerle kısır bir döngü halinde sürüp gitmesidir anlatılmak istenen. Oysa biz diyalektik bir gelişme, basitten karmaşığa doğru genişleyen, belki arada sert bir biçimde kırılan ve geçici olarak gerileyen, fakat ardından tekrar toparlanan ve sıçrayan bir gelişme süreci içerisinde olabilmeliyiz. Yıllar geçiyor, bazı çalışma bölgeleri aynı sınırlar içinde dönenip duruyor. Bu akıl dışı kısır döngüyü parçalayıp atmak durumundayız ve bu da neyi gerektiriyorsa onu yapmalıyız.

Öncelikle tarzımızı değiştireceğiz. Bir işçi semtinde çalışırken, genel seslenme faaliyeti bizim bir takım fabrikalarda derinleşip mevzi kazanmamızı engelliyorsa, biz o çalışma temposunu düşürürüz, o bölgedeki yoldaşlarımıza her konuda afiş yetiştirmeyi bir yana bırakırız. Yeter ki bu politik çalışmada yoğunlaşmaya ve derinleşmeye hizmet edebilsin. Bu bir atalete yol açarsa, kuşkusuz bu da ayrı bir sorun haline gelir parti için. Bu, güç ve imkanlarını doğru bir biçimde planlayabilmek ve yoğunlaşabilmek sorunudur. Başarılı taktik çalışma bu anlama gelir, önderlik budur öteki yanıyla. Taktiği salt siyasal boyutuyla kavramamak gerekir, doğru taktik aynı zamanda doğru tercih yapabilmektir. Güçleri ve olanakları doğru bir biçimde kullanabilmek ve yoğunlaştırabilmektir. Siz güçlerinizi her kola yayarsanız, her tarafa yumruk sallarsanız, Mao Zedung’un o ünlü ifadesiyle, bu boşa enerji harcamak olur ve anlamlı bir sonuç yaratmaz. Güçleriniz sınırlıysa, her yere yumruk yetiştiremiyorsanız, bu durumda yumruğunuzu sonuç alabileceğiniz en etkili yere vuracaksınız.

Gerçekte anlaşılması ve çözülmesi zor sorunlar değil bunlar. Biz hiçbir kalıba, hiçbir araca ya da yönteme mahkum değiliz. Bugüne kadar oluşmuş ve oturmuş hiçbir tarza takılıp kalmak zorunda değiliz. Kaldı ki halen oturmuş bulunan çalışma tarzında adeta bir devrim yapamazsak bu sorunları aşamayız da. Belli ki bir tıkanıklık var. O zaman kalıplaşmış şeylere vurup kırıp atacağız, değiştireceğiz bunu. Yeter ki bunu doğru yapalım, yeter ki bu döne döne boşa çıkan bir denemeler serisi halini almasın. Bugüne kadarki deneyimlerimizi iyi gözeteceğiz, sorunun ne olduğunu isabetle saptayacağız ve doğru kavrayacağız. Bunlardan gerekli sonuçları çıkaracağız, yeni tarzı doğru biçimde belirleyeceğiz ve bunun üzerinden yükleneceğiz. Sınıf içinde kalıcı mevziler yaratmak hedefine kilitleneceğiz. Her alt bölgede üç fabrika, TKİP’yi İstanbul işçi hareketinin tam eksenine oturtur. Her bölgede en az üç fabrika! İstanbul’da 7-8 alt bölgede çalışıyoruz, bu toplamında 20-25 fabrika demektir. Eğer sonuç alırsanız, bu sizi gerçekten etkili bir politik güç haline getirir.

Bence Y direnişi ortaya çıktığı andan itibaren İK toplantılarının değişmez gündemi olmalıydı. Başlangıçta buna uygun bir davranış biçimi vardı da. Bunu atılan bir dizi adım üzerindnen gördük. Ama bu sürdürülemedi, hiç değilse başlangıçtaki gibi sürdürülemedi. Oysa sonuç alınana kadar bu böyle sürmeliydi, dahası zaman içerisinde güçlendirilerek sürmeliydi. Unutmayın, Y’i ayakta tutmak tüm havzada etkin bir güç olarak öne çıkmak anlamına gelecektir. Nitekim belli sonuçlar bunu bize somut olarak gösterdi de. Y’i tuttuğunuzda, sendika karşısında güç oluyorsunuz, bölgede gündeme gelen işçi toplantılarında söz hakkınız oluyor, bölgenin işçileri arasında etki alanları kazanıyorsunuz. Bunun bir başka örneği R’dir. (...)

Kısaca zaman ve enerji tasarrufu sorunu üzerinde de durmak istiyorum. Sosyalizmin sorunları üzerinden bir örnek vereceğim. Toplumsal devrimin hemen sonrasında alacağımız ilk önlemlerden biri, lüks tüketim sektörlerini tasfiye etmek olacaktır. Bu da bize bir anda büyük bir enerji, hammadde, emek vb. tasarrufu sağlayacaktır. Dönüp bugünkü çalışma tarzımıza bir de bu gözle bakalım. Gereksiz ve yararsız bir dizi uğraşı, tıpkı lüks tüketim malları üretimini bir yana bırakmak gibi, bir yana bırakınız, bir anda önemli bir enerji ve zaman tasarrufu elde edersiniz. Zaman ve enerji yetmiyor dedi birçok yoldaş. Peki zaman ve enerjiyi biz gerçekten doğru bir biçimde kullanabiliyor muyuz? Öncelikle sorulması ve net bir biçimde yanıtlanması gereken soru bu.

(…)

Partinin iç yaşamını devrimcileştirmek, bize ek zaman ve enerji kazandıracaktır. Partide yersiz tartışmalara fırsat verilmemelidir. Sen enerjini ve zamanını bu tür tartışmalarla tüketirsen, fabrikada çalışan örgüt üyelerinle sorunları tartışmaya tabii ki zaman bulamazsın, çalışma boşlukta kalır ve ürün vermez. Demek istiyorum ki, bir sürü gereksiz şeyle zaman tüketilebiliyor. Dolayısıyla, partinin iç yaşamını devrimcileştirmek diye de bir sorunumuz var. Bu türden tartışmaları İskender kılıcıyla düğüm çözer gibi kesip atmalıyız. Bu türden sorunlar kategorik olarak geride kalabilmeli ve hiçbir biçimde meşru kabul edilmemelidir. Partide öyle bir ahlak yaratmalıyız ki, bazı tartışmaların kategorik olarak yapılamayacağı herkesçe anlaşılıp özümsenebilmelidir. Sorunun böyle yanları da var. Kadro yok, enerji yok, zaman yok! deniliyor. Doğru, bazı bölgeler için anlamlı bu söylenenler, bunu anlıyorum. Ama başka bazı yerlerde zamanı ve enerjiyi tüketen, heba eden bu türden sorunlar da var, sorunun bir de böyle bir yanı var.

(...)

Aslında yeterince tartışıldı, ama yine de yeniden vurgulamak istiyorum. Fabrika çalışmasında kuşatma ve yoğunlaşma sorununu çok önemsiyorum. Yoğunlaşma, işçilerin yaşamlarına girme... Neden daha çok böyle politika dışı gibi görünen noktalara vurgu yapıyorum? Çünkü işin politik kısmını zaten iyi kötü yapıyoruz da ondan. Politik müdahale belirleyici olan, aslolandır tabii ki. Ötekilerin hepsi bunu daha da güçlendirmek içindir. İnsanların sosyal, kültürel yaşamlarına girmek gerekir derken, bunu gözden kaçırmak bir yana özellikle gözetmiş oluyoruz. Ama biz eksik olanı, ihmal edileni vurguluyoruz.

Çok yönlü bir kuşatma şart. Ben S komitesinin üyesi olsam, o bölgedeki iki bin kişilik fabrika değişmez gündem maddesi olur benim için. Hele de bazı önemli ilk imkanlar da varsa. Düzinelerce işçi gidip geliyor kuruma. Aileleri ile piknikten tutunuz da bilmem neye kadar başka bazı şeyler yapılıyor. Bütün bunları değerlendirebilmek gerekir. Eğer anmalar ya da başka pratik koşuşturmacalar zamanınızı alıyorsa, bu nedenle yeterince yoğunlaşıp kuşatamıyoruz diyorsanız, o zaman anmaların bir kısmından vazgeçin. Çünkü devrimcilerin anısına en büyük bağlılık, uğruna öldükleri davayı büyütmektir.

(…)

Eng. yoldaş kendi bölgesinde yıllardır büyük bir enerjiyle ve samimiyetle çalışıyor. Ama sözkonusu bölgede bir türlü seçilmiş hedefler üzerinde yoğunlaşamadık. Evet, bazı direnişlerle temaslar kurduk, ama bu direnişler patladığında oldu. Bittiği anda da yarattığımız geçici etki uçup gitti. Bu türden bir müdahale kalıcı bir sonuç yaratmıyor. Ama T’de çalışan bir işçi taraftarın atılıyor, bu sana orada işçi hareketine yönelik önemli bir propaganda-ajitasyon olanağı yaratıyor. İlgili bölge raporları, başlangıçta çok iyi olanaklar doğdu ama biz değerlendiremedik, diyor. İşte bütün sorun da budur. Yani bir sene, iki sene çalışırsınız, bir direniş patlak verir, çok iyi olanaklar çıkar ortaya. Değerlendirdiniz değerlendirdiniz, değerlendiremediyseniz, iki sene boşuna kürek çekmiş oluyorsunuz. Ama bu da budur zaten. Bunu böyle kavramak ve buna uygun davranmak gerekiyor.

İstanbul İK, bu tür direnişler patlak verdiğinde öteki bir dizi işi bir yana bırakabilir, ya da geri plana itebilir. İK toplantılarında sürekli biçimde Y direnişi, T direnişi, X direnişi tartışılacaktır. Salt kamuoyuna yönelik yönleriyle de değil. Kendi somut politik-örgütsel hedeflerimizi gözden kaçırmayacağız. X direnişiyle bu düzeyde ilişki bize işçi hareketi üzerinde bir politik meşruiyet, prestij kazandırıyor, bunu saklı tutuyorum. Ama bu daha somut etkilemenin, daha kalıcı mevziler tutmanın önüne çıkmamalıdır ya da hiç değilse bunun karşısına konmamalıdır. Sonuçta biz bu tür direnişler üzerinden bir mesafe almalı, kalıcı bir etki alanı yaratmalıyız. Partinin buna ihtiyacı var.

Sorun bir kez daha gelip burada doğru halka nedir, isabetli yoğunlaşma nedir sorusuna dayanıyor. Başarılı bir taktik müdahalenin en önemli yönü budur; doğru bir hedef seçmek, onu doğru bir şekilde tahlil etmek ve anlamak, bu hedefe müdahaleyi bir plana bağlamak, bu plan doğrultusunda çok yönlü bir yoğunlaşma sağlamak ve bu arada işlerin gidişini, sürecin akışını dikkatli biçimde izlemek. Deneyimlerden yararlanarak hareket etmek, esnek olmak, gerekli değişiklikleri ve düzeltmeleri o akışın içinde ve zamanında yapabilmek. Başarılı bir çalışma tüm bunları gerektirir.

(…)

Deneyimlerimiz bu açıdan henüz fazlasıyla sınırlı ve kısır. Politikaların gerçek uygulamasına dayalı fazlaca anlamlı deneyimlerimiz yok henüz. Bazı yerlerde kısmen var. X bölgesi yine de bu konuda başarılı örneklerden biri. Gerçekten bir işçi çeperi var bu çalışmanın. Çalışma zaman zaman ilerler, zaman zaman geriler, belli sorunları olur, ama ben sık sık bu bölgenin raporlarında şu türden ifadelerle karşılaşırım: “İlişkilerimiz çok büyük ölçüde işçilerden oluşuyor”, ya da “genellikle işçilerden oluşan bir çeperimiz var”. Bu bile fazalsıyla anlamlı ve önemli kuşkusuz. Ve biz o ilişkilerin basit toplama ilişkiler olmadığını, yıllardır fabrikalara yönelik sabırlı çalışmalardan arta kalan, buradan biriken ilişkiler olduğunu da biliyoruz.

Önemli bir yoldaş bir fabrikada çalışıyor, böyle bir fabrikaya tutkulu bir yüklenme bizim değişmez sorunumuz olmalı. O fabrikayı bölge komitesi bizzat ele almalı, döne döne tartışmalı, irdelemeli, mesafe almanın yol ve yöntemlerini bulmalı. Yalnızca alt metal komitesi değil, bizzat bölge komitesinin kendisi yapmalı bunu. Bu fabrikada biz ne yapabiliriz, ne tür olanaklar var, bu olanakları nasıl çoğaltabiliriz, nasıl değerlendirebiliriz, bunlar üzerinden nasıl kalıcı bir mevzi haline getirebiliriz? Bu sorulara döne döne yanıtlar aramalıyız. Bunu sorun edebilmeliyiz. Çünkü yapamadığımız ya da gereğince yapamadığımız tam da bu. Yıllardır öteki herşeyi yaptık, rüştümüzü ispatladık. Ama hala da arzuladığımız türden bir mesafe alamıyoruz.

Bir başka sorun politik seslenme sorunu... Fabrika çalışması tabii ki işçilerin özgün sorunları üzerinden mesafe alır. Siz bakir bir yere, apolitik bir fabrikaya salt genel seslenmelerle, toplumunun gündemindeki çeşitli politik sorunlar üzerinden propaganda-ajitasyon taşıyarak gidemezsiniz. Gidersiniz de sonuç alamazsınız. Öte yandan, eğer somut sorunlar üzerinden orada bir çalışma yürütüyorsanız, bu durumda genel propaganda-ajitasyonunuzu da buraya sistemli bir biçimde taşımak çok temel bir ihtiyaçtır. Bunu yapmak durumundasınız. Demek istiyorum ki, genel gündemlere müdahalemizi o hedef aldığımız, yoğunlaştığımız fabrikalar üzerinden gerçekleştirelim. Biz diyelim ki Libya’ya yönelik emperyalist saldırıyı mahkum eden bir bildiri mi yayınlamışız; bu bildiriyi şu veya bu semtte dağıtacağımıza, öncelikle çalıştığımız fabrikalarda dağıtmalıyız.

Fabrika bildirileri ve bültenleri de çok önemli. Bunu birçok yerde yerel örgütlerimiz kendi inisiyatifleriyle gündeme getirdiler. Yer yer çok anlamlı örnekler de oldu. Ama bu çalışma, bu araçların kullanımı zaman zaman kesintiye uğruyor. Bütün işçilerde şunu ortak bir özellik olarak görebilirsiniz; fabrikasını konu eden bir bildiriye, bir bültene işçiler özellikle ilgi gösteriyorlar, bu türden bildirileri özel bir ilgiyle okuyorlar. Bazen koca bir çalkantı da yaratıyor bu fabrikada. Demek ki bu araç çok önemli. O halde biz de bu aracı düzenli bir biçimde kullanmasını başarabilmeliyiz. Oraya götürüp politik yayın organını satmanızın hiçbir anlamı yok. Zaten almazlar da işçiler. Alsalar da fazlaca bir etkisi olmaz. Ya da bu yalnızca bir kaç ilerici-devrimci öncü işçi ile sınırlı kalır. Yarın bu çalışma mesafe aldıkça, ilişkiler politikleştikçe kuşkusuz, fabrikalara merkezi politik yayınlarımızla yöneleceğiz kuşkuşusuz. Ama bugünün öncelikli fabrika yayınları, fabrika bültenleri ve bildirileridir.

Geri, durgun, apolitik bir fabrikaya gittiğimizde, başlangıçta tabii ki ayran sorunundan, yemek sorunundan, mola sorunundan, havalandırma sorunundan giderek mesafe alacağız. Bu çok anlaşılır bir şey. Ama çalışmamız beklenmedik bir anda büyük bir politik sıçrama da ortaya çıkarabilir, bunu da sürekli gözönünde bulundurmalıyız. Somut sorunlardan yakalayıp bir parça mesafe aldınız mı, ardından böyle fırsatlar da bulursunuz. Y işçileri direniş öncesinde sendikalaşmak bilincinden bile yoksundurlar belki. Ama beklenmedik bir biçimde direnişe geçerler, direniş dört gün sürer, dördüncü günde Y işçileri adına açıklama yapılır: Direnişimizin başarısını Türkiye işçi sınıfına armağan ediyoruz! Bir anda sınıf adına konuşan bir işçi bölüğü kimliği ile yüzyüze kalırsınız. Buradaki diyalektiği hep gözönünde bulunduracağız.

(…)

Planlama, yoğunlaşma, özgül politika vb., hepimiz bunları biliyoruz. Demek ki sorun tutarlı bir uygulama olarak çıkıyor karşımıza, o halde bu tutarlılığı göstereceğiz ve başarıyı koparıp alacağız. Hedefe kilitleneceğiz, onu zora sokan herşeyi bir yana bırakacağız, ne edip edip sonuç alacağız.


Üste